Pazar, Mart 16th, 2008

NASIL BİR LİDER, NASIL BİR POLİTİKA ?..

Mar 16, 2008 - İDEALİMİZ | yorum yazın
 

Küreselleşmenin adeta bir devlet biçimi olduğu günümüzde siyaset anlayışı ve siyasi kimlikleri de buna göre belirlenmekte…
Kaynakları elde etme yarışının yaşandığı bugün, toplu tüfekli savaşların yerini alan globalizm, beyinleri ele geçirerek bu yarışı kazanmaya zemin hazırlamaktadır.
Globalizmin en büyük hedefi, ulus devlettir. Devlet–millet kaynaşmasının halen var olduğu ülkelerde, milli ve manevi beraberlik, globalizmin karşısında varlık mücadelesinin tek yoludur.

ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) çerçevesinde Afganistan’la başlayan sürecini ele alırsak, Afganistan, Irak, Lübnan işgalleri ciddi direnişle karşılanmıştır. Çünkü, milleti var eden benlik şuuru ortadan kaldırıldıktan sonra, BOP harekatı devreye konulmuştur. Irak’ın belli bölgelerinde yapılan küçük çaplı direnişlerin ABD ordusunda verdiği zayiatlara bakarsak ulus devlet fikrinin önemi ve ancak bunu koruyabilen devletlerin–milletlerin ayakta kalabileceği görülecektir.
Öyleyse günümüzde siyasilerin ve özellikle Meclis çatısı altındaki kadroların sahip olması gereken ilk şart milli devleti ayakta tutmaktır. Başka türlü var olmak imkansızdır.
Atatürk’ün hedef olarak gösterdiği “muasır medeniyetler seviyesi� bugün zorla girmeye uğraştığımız AB değil, ulus devleti koruduğumuz, milli ve manevi değerler etrafında kenetlenmiş bir devletin Batı’nın tekniğinden istifade ile onu da geçmesidir.
Bizim ihtiyacımız olan siyasiler Atatürk’ün çizdiği bu çerçeveyi harekete geçirecek, vizyon sahibi kişilerdir, yalnız bugünü değil, on sene sonrasını, 20 sene sonrasını görebilen ve bugünden devleti ve milleti için ona hazırlık yapabilen bir lidere ihtiyacımız vardır.

Bir ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarının o millete ait olduğu muhakkaktır. Kaynaklar savaşının yaşandığı bugün, liderin millete ait olanı milleti için koruması ve onun hizmetine kullanması gerekir. Bu hazineler, ülkeleri dışa bağımlılıktan kurtaracağı gibi, kalkınma için de gereklidir. Unutulmamalıdır ki, ekonomik bağımsızlık da borç almadan ayakları üzerinde durabilen bir devlet anlayışıyla olacaktır.
Millete ait olan tabi ki, yalnızca kaynaklar değildir. Birlik ve beraberlik içinde yaşadığımız vatan toprakları da milletin ortak malıdır. İç ve dış tehlikelere karşı şehit kanıyla alınmış topraklarımızı korumak vizyon sahibi liderin misyonudur.
Devlet —millet kaynaşması; sivil–asker birliğinin temini, izlenmesi gereken ana siyasettir. Etnik ayrımcılığın önü kesilmeli, topyekün birlik mesajı halka verilmelidir.
Ancak bunlar sağlandıktan sonra vatandaşın diğer ihtiyaçları temin edilebilir. Bunları yerine getiren lider, zaten milleti için vardır. Onun dertlerini dert edinir, sorunlarını dinler, isteklerini milletinin taleplerinden  daha fazlasıyla karşılamaya çalışır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk milleti iÅŸte böyle bir lideri hak ediyor. Etrafımıza bakalım. Bu lider belki de çok yakınımızdadır…Saygılarımla..TUNALIM…

KENDİ ELİNLE TESLİM OLMAK…

Mar 16, 2008 - KÜLTÜRÜMÜZ | yorum yazın

 Gençler; Sizlere emanet edilen Cumhuriyet’e sahip çıkınız. Ulusu yönetenlerin sınırlı görüşlerini aşmak sizlerin görevidir!
1183276558 Kurtuluş Savaşı neden yapılmış ki? Cumhuriyeti kurmaya ne gerek vardı? Mondros, Sevr bizleri Avrupa ve Avrupa devletleri ile bütünleştiren, bizi onlarla birleştiren anlaşmalar ve belgeler değil miydi?

Avrupa içimize girmişti. Siyasetiyle, şirketiyle, okullarıyla, gazetecileriyle ve tabii askeriyle… Tam olarak bütünleşmiştik. Elitimiz, siyasetçimiz, iş çevrelerimiz bu bütünleşmeyi büyük ölçüde onaylamışlardı.

 Yabancı orduların askerleri ile futbol maçları yapıyor, turnuvalar düzenliyorduk. Biz Avrupa’ya daha o zaman girmiştik. Elitimiz onlarla daha o zaman iç içe, kucak kucağa oturmuştu. Türkiye bölünmüş de ne olmuş sanki? Ermeni’si, Rum’u ve diğerleriyle gül gibi geçinip gidiyorduk.
Bu bütünleşmeyi bozmaya ne gerek vardı. Hazır bütünleştiğimiz Avrupalıları ülkemizden çıkarmak için onlarla savaşmaya ne gerek vardı? Şikâyet edecek ne vardı ki? Avrupalılar biz ne zarar vermişlerdi ki? Elitimiz memnundu, gerisi de hiç önemli değildi. Köylü, gariban kimin umurundaydı ki?
- Şirketleri buradaydı: Ne güzel, iç ticaretimizi, dış ticaretimizi, dokumamızı, tütünümüzü, gazımızı, elektriğimizi, demiryollarımızı, denizyollarımızı onlar idare ediyorlardı. Bütün bunlar Batılılaşmanın, Avrupalılaşmanın unsurları değil miydi sanki?
Bu Avrupalı ve Batılı şirketleri kovarak suyu, elektriği, gazı, demiryollarını millileştirmeye ne gerek vardı? Daha sonradan özelleştirerek tekrar aynı şirketlere satmaya çalışacağımıza en baştan onlara hiç dokunmamak daha uygun olmaz mıydı?
- Sonra ne gerek vardı Mustafa Kemal ‘in misyoner okullarını kapatmasına, onların faaliyetlerini yasaklamasına? Şimdi teşvik etmiyor muyuz? Devlet liselerini, üniversitelerini bile İngilizce, Fransızca, Almanca dili ve hocalarıyla donatmıyor muyuz?
- Mondros ve Sevr bu bölgeyi ve insanlarını Avrupa’nın ve Amerika’nın himayesi altına bir güzel sokmuştu. Şimdilerde, onların ordularını içimize sokmak için Meclis’lerden karar çıkarmaya çalışıyoruz. Karar çıkmıyor, adamlar bize kızıyorlar. O zaman hazır gelmişler, yerleşmişler; karar çıkartmaya bile gerek yoktu ki.
Gül gibi geçinip gidiyorduk. Esnaf memnun, kiliseler dolu, Avrupa ve Amerika parası akmayacak mıydı? Beyoğlu’nun eğlence yerleri de dahil olmak üzere…

Kim demiş ‘Kurtuluş Savaşı’ diye?

Kim çıkarmış bu Kurtuluş Savaşı’nı? Adamları kovmuşuz, hem de savaşarak. Yalnız askerlerini değil şirketlerini, misyonerlerini, okullarını da göndermişiz. Cumhuriyet diye, bağımsızlık diye, Atatürk ilkeleri diye kopmuşuz Batı’dan.
Utanmadan şirketlerini ve okullarını bile millileştirmişiz. Halbuki biz Tanzimat’la birlikte, Avrupa’yla bütünleşmek için �Gayri millileşmeyi, bir milli politika olarak benimsememiş miydik�?..
Avrupa’yla bütünleşmek istiyorsan ulusal değil �gayri milli� olacaksın.
- Bak, bazı büyük sermaye çevreleri ne güzel söylüyorlar; her şey gayri milli olmalı diyorlar. Mallar dışarıdan gelsin, akıl, kültür ne varsa dışarıdan gelsin. Din, eğitim dışarıdan gelsin demiyorlar mı?
- Bazı tarikatlar da bu görüşü savunmuyorlar mı?
Ulusal bir şey yoktur, bize Avrupa ve Amerika himayesi gerekir demiyorlar mı? Bizim askerlerle olmaz, bize onların askerleri uyar diye düşünmüyorlar mı?
1919-1923 arasında ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarında yaptığımız hataları şimdi düzeltiyoruz.
- Balta Limanı Antlaşması’na rahmet okutan Gümrük Birliği belgeleri imzalıyoruz.
- Avrupa Birliği’ne bir güzel, �tek yanlı bağlanıyoruz� .
- Eğitimimizi gayri milli hale getirip misyoner okullarına destek veriyoruz.
- Türk Hava Yollarımızı, Tekelimizi, denizyollarımızı, sigaramızı, telefonumuzu yeniden yabancı şirketlere teslim ediyoruz. 

- Kısacası yeniden Avrupa’nın ve Amerika’nın himayesi altına giriyoruz. Aynen işgal yıllarında olduğu gibi, aynen Mondros, Sevr yıllarında olduğu gibi Batı ile bütünleşiyoruz.
Evet değerli okurlar bütün bu yazdıklarıma �Bu bir cennet� diyenler var; bu, �Yeniden cehennemin içine girmektir� diye düşünenler var.
Ya siz hangi taraftasınız?

 

Bu yazı, Prof. Manisali’nın “Ya Siz Hangi Taraftasınız” baÅŸlıklı köşe yazısından alınmıştır.Â