Åžubat, 2008

ABD TEK BAÅžINA BATMIYORKİ!…

Şub 26, 2008 - EKONOMİ | yorum yazın

zalimsultanux6 

  ABD, batıyor. Amerikan ekonomisi nalları dikti, dikiyor.
Tek başına batmıyor ABD.
Ne kadar “stratejik ortakçısı� varsa, hep beraber batıyorlar, hep beraber batacaklar.
Zannediyor musunuz ki, stratejik ortağı AKP’nin yönetimindeki Türkiye rahat olacak… Aldanmayın.
ABD ile AKP de batacak, AKP yönetimindeki, Türkiye de… Tabi diğer stratejik ortaklar da bu batıştan nasibini alacak; bileşik kaplar gibi bunlar.
Türkiye, AKP’den kurtulmadığı müddetçe, çöken ABD ile çökmeye ve batmaya mahkumdur.
Sosyalizmden sonra liberal–kapitalizm de iflas etti; dünya bunu görüyor.
ABD, bugüne kadar çoktan batmış olması lazımdı; lakin stratejik ortakları onu ayakta tuttu.
Hazinelerine “rezerv� diye karşılıksız Amerikan dolarlarını dolduranlar tutmak zorunda kaldı. Onların üzerine doğru yıkılıyor çünkü ABD ekonomisi… Hazinesinde 400 milyar, 500 milyar, 650 milyar dolar hatta daha da fazla karşılıksız Amerikan dolarını “rezerv� diye tutan ülkelerini ahvalini düşünün; ABD ekonomisi çökerken, onlarla beraber çöküyor… Onlar çöküşü ve yıkılışı, ötelemeye ve ertelemeye çalıştılar kendi paçalarını kurtarmak için. Ama nafile… ABD ekonomisi çöküyor. Kapitalizm çöküyor.
ABD, “liberal–kapitalizm rayı�ndan çıktı; ABD öyle göçüyor ki, ne Keynes kaldı ortalıkta, ne Fredman…
Dünya bir taraftan bu çöküşe şahit olurken, o taraftan doğudan yükselen güneşe tutuldu… Dünya bilim adamları ve ekonomistler, BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş beyin Mili Ekonomi Modeli’ni konuşuyor, baş tacı yapıyor.
Kapitalizm ve sosyalizmden kaçan devletler, Milli Ekonomi Modeli’ne sığınıyorlar.
Çağ, artık Milli Ekonomi Modeli çağı…
Darısı, bizim aymazların başına… Darısı, güya Müslüman, Türkçü, Milliyetçi veya Atatürkçü kılığına bürünerek Türkiye’yi çöken Amerika’nın kapı kulu ve IMF’nin dilencisi yapanların başına!
Hafızalarınız tazeleyin, hatırlayıverin; Prof. Dr. Haydar Baş bey, bundan 8–9 sene önce, ABD’nin yakın zamanda çökeceğini ve AB’nin dağılacağını bilimsel gerekçelere ve ekonomi verilerine dayanarak ortaya koydu.
İşte şimdi olan oldu, olacak olan oluyor.
ABD, çırpındıkça batacak, battıkça çırpınacak. Battıkça hırçınlaşacak… Çünkü ABD’nin içine korku düştü, kurt düştü; çatırdıyor.
Mezarlığın ortasından geçen korkak adam misali, korkusunu bastırmak için ıslık çalmayı artıracak.
Büyük Ortadoğu Projesi’ne(BOP) yüklenecek… İsrail, rahat durmuyor çünkü.
Öte yandan Evangelist Bush ile İsrail arasında, BOP kardeşliği var; bu kardeşlik inanç ve ideal kardeşliğidir.
Prof. Dr. J. Nisbitt’in ifadesiyle W. Bush, BOP işini, inancı uğruna uygulamaya koydu, Haçlı seferini ve işgallerini bu inanç ekseninde gerçekleştiriyor.
Bush tamam da, bizimkilere ne oluyor demeyin; onlar da medeniyetleri cemettiler, hepsi cem oldular, aynı “BOP�un stratejik ortaklarıdırlar.
AKP böyle de; CHP, MHP farklı mı?! Geçen günkü yazımda işte bunu sormuştum.
Hiçbir farklı değil… AKP de, CHP de, MHP de aynı değirmene su taşıyorlar; aynı BOP’ta hizmet vermek ve ortakçılık yapmak için can atıyorlar, pazarlıklar yaptılar, yapıyorlar.
CHP’nin Amerika ile olan “at pazarlığı�nı 2003 Eylül’ünde Sedat Ergin ve Yalçın Doğan deşifre ettiler; MHP, DSP ve ANAP’ın Irak’ın işgali karşılığında ABD ile at pazarlığını ANASOL–M hükümetinin Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel itiraf etti.
Doğan ve Ergin’in kaydettiklerine göre, CHP lideri Deniz Baykal, Kemal Derviş’i aracılığıyla Irak işgali ve tezkere katkısı üstüne at pazarlığına soyunuyor… ABD, 6 milyar dolar mı verir, yoksa 10 milyar dolara çıkar mı, araştırması yaptırıyor. Hesap tutturamıyor.
Şimdi Moon seanslarından geçen bu Baykal, hangi akıl ve projeyle Türkiye’ye batmaktan kurtaracak!
Benzer at pazarlığını MHP ve DSP yapıyor. Onlar da sınır ötesine 50 km. girme karşılığında, ABD’nin BOP projesine ve Irak’a müdahaleye kafa sallıyorlar… Ama Bush yönetimi, bu takati kesilmiş ANASOL–M hükümetinde yağ çıkmayacağını anlayınca, Ankara’dakileri kale almıyor, mutabakatı bozuyor. Derviş çomağıyla koalisyon dağılıyor… Ardından ABD’nin İslamcı cilalı stratejik ortağı AKP, hükümete getiriliyor… Bölgede olan oluyor; BOP işgalleri alıp başını gidiyor.
Şimdi bu MHP, bu DSP mi Türkiye’yi BOP’tan kurtaracak, batmaktan kurtaracak… Hangi akıl ile, hangi proje ile, hangi yürek ile…?!
Türkiye’nin tek kurtuluş yolu var; BTP… Bu gerçeği anladık, anladık.
Yok, hala anlamadı isek; o zaman, er veya geç, kafamızı taşlara vura vura, ABD ve IMF ile bata bata, AB ile bölüne bölüne anlayacağız… Tabii, Türkiye ve Türk milleti kalırsa ortada! ..

TUNALIM…

ENTEGRE OLMAKMI?..

Şub 14, 2008 - KÜLTÜRÜMÜZ | yorum yazın
           
Başbakan R.T. Erdoğan Almanya’da, Alman Başbakanı Angele Merker ile birlikte yaptığı basın toplantısında çok manidar ifadeler kullandı; ‘Medeniyetler ittifakının gerçekleşmesi için eğitim, gençlik, medya, göç ve entegrasyon’ ayaklarından bahsetti. Sonra da bu entegrasyonun çerçevesini çizerek Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlarına şu tavsiyelerde bulundu;

– “Dili, ırkı, dini, milliyeti bir tarafa bırakıp insanlık ortak paydasında entegre olunuz�.
– “Buradaki huzurunuz Alman vatandaşlığına entegre olmakla mümkündür�.
– “Şimdiye kadar burada yaşayan 700 bin vatandaşımız Alman vatandaşı oldu, inşallah yakında diğerleri de Alman vatandaşı olur�…                                                                

Bir fikrin -doğru veya yanlış-, bireysel olarak savunulması bir noktaya kadar normal karşılanabilir ancak; bir ülkeyi temsil eden, millet adına konuşan devlet adamının bir fikri veya görüşü ortaya koyarken daha hassas davranması gerektiği kanaatindeyim. Ben bir Müslüman Türk vatandaşı olarak Başbakanın belirttiği düşünceleri asla ve asla kabul etmiyorum. Bu kabullenmeyiş, taşıdığım iman ve aidiyet duygusu ile alakalıdır. Çünkü bir milleti millet yapan; bayrağıdır, dilidir, ırkıdır, dinidir. Bu nasıl bir garip durum ki; milleti millet yapan unsurlardan vazgeçmeyi devletin en resmî ağzı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Başbakanı dillendiriyor..!

Vatandaşlar kendilerine sahip çıkılmasını beklerken; ‘Huzur istiyorsanız Alman vatandaşı olacaksınız’ şeklinde bir ifade ile karşı karşıya kaldı. Canı yanan, milletinin fertlerini kaybeden vatandaşlara moral verilecek cümleler bunlar olmamalıydı. ‘Biz devlet olarak sizin yanınızdayız bütün haklarınızı sonuna kadar savunacağız, sizi kimse yıldırmasın, birlik olun, kuvvetli olun, kendi kimliğinizi ve benliğiniz kaybetmeyin siz bizim kültür elçilerimizsiniz. Türklüğünüzden gurur duyun ve mutlaka benliğinizi, Türklüğünüzü koruyun’ gibi ifadeleri duymak isterlerdi sanırım…
Görünen o ki Sayın Erdoğan, ‘BOP Eş Başkanlık’ görevine bayağı ısınmış ki, insanlıktan nasibi olmayan, vatandaşlarımızı diri yakan barbarların memleketinde, mağdur vatandaşlarımıza; “Dili, ırkı, dini, milliyeti bir tarafa bırakıp insanlık ortak paydasında entegre olunuz. Buradaki huzurunuz, Alman vatandaşlığına entegre olmakla mümkündür� ifadesiyle gurbetçi Türklerin, Almanlar tarafından sindirilmesinin kapısını aralayacak öğütlerde bulunmuştur. Esasen bu cümleler bir tavsiyenin de ötesinde, 22 İslam ülkesine verilecek ev ödevi niteliğinde bir telkindir, BOP paydasında yok oluşun başlangıcıdır.
Ey dindar geçinen hacılar, hocalar, takvacılar..! Dilinizi, ırkınızı, dininizi, milliyetinizi bırakarak Başbakanın tavsiyesine uyarak BOP’a entegre olmaya hazır mısınız..!
UÄŸur Kepekçi-TUNALIM…

GÖZ GÖRMEZSE..! TÜRBAN ÜZERİNE…

Şub 03, 2008 - İNANCIMIZ | yorum yazın
           

İnsanoğlunun görünürdeki baş gözünün dışında mecazi manada da olsa iki gözü daha vardır. Bunlar, basiret gözü ve akıl gözüdür. Bir meselenin gerçek boyutlarıyla anlaşılması, basiret gözünün görmesine bağlıdır. Basiret gözü görenler, yaşanan olayın sadece görünen kısmını değil, perde arkası dediğimiz, hikmetini de görür ve anlar.Akıl gözü gören insanlar, sadece gördükleriyle değil, gördüklerini belli bir ölçü dahilinde değerlendirirler. Bu özelliğe sahip kimseler de görmeyi sadece seyretme boyutundan çıkarıp, değerlendirme boyutunu da yaşarlar. Bu gruba girenler kısmi de olsa gerçekleri görür ve idrak ederler.

Gelelim olaylara baş gözü ile bakanlara; onlar sadece olayın kendi görme alanı içerisinde cereyan eden kısmına bakar ve geçer.Tahlil etme zahmetine bile katlanmazlar. Bu tip insanlar toplumsal olaylarda her zaman için kullanılmaya müsaittirler.  
Türk Milleti’nin tarihini incelediğimiz zaman zorlu günler yaşadığını, genellikle başının sürekli belalarla dolu olduğunu görmekteyiz. Ancak her dönemin zorluklarını aşacak basiret gözü açık bir millet olmuşuz ve her türlü tehlikenin üstesinden gelmişiz. İşgaller görmüşüz, yokluklar görmüşüz, aç kalmışız, ama hiçbir zaman başımız eğik kalmamış, onurlu bir millet olarak her zaman tarihteki yerimizi korumuşuz. Millet olarak verilen mücadelelerle özgürlüğümüze tekrar kavuşmuşuzdur.  
Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra bu duruşumuzu, batı hayranlığı sayesinde kaybetmiş, son kalemiz, misaki milli sınırlarımız, günbegün tehlike çemberine düşürülmüş, millet olarak da gelen tehlikeden haberdar olabilen insan sayımız azalmıştır. 
Yaşadığımız toplumdaki insanları tahlil etmeye kalkıştığımızda; bırakın basiret gözünü, bırakın akıl gözünü, baş gözüyle bile gördüklerini basit bir süzgeçten geçirmekte pek de mahir olmayan insanların çokluğunu görürsünüz. İşte bu toplumla, güçlü ve mutlu yarınlara ulaşmak mümkün değildir.
Toplumlara yön vermeye çalışan, yaşanan olayların boyutlarını anlayan, yarınlarından endişe duyan, toplumsal bilince eren, daha açıkçası basiret gözü açık olan insanların az da olsa varlığı umudumuzdur. Ancak genelleme yaptığımız zaman bu sayısal olarak azın azı konumundadır. Bu azlık asla umutsuzluk olmamalıdır. Yaşadığımız toprakların öz varlığımız olduğunu düşünürsek, her şeye rağmen sahip çıkmak zorunda olduğumuzu idrak ederiz.  Yapılacak iş; bu bilince eren insanların sayısını artırmak, mutlaka doğru adreste ve doğru kimselerle birlikte olmalarını temin etmektir.

 

TÜRBAN ÜZERİNE..

Milletin iradesinden bahsediliyorsa, Türkiye Büyük Millet Meclisinde Türban hakkında yapılmaya çalışılan düzenlemeler gayet doğal karşılanmalıdır. Uzlaşma neticelendiği, gerekli hukuki düzenlemeler yapıldığı taktirde türban meselesinde kısmi bir çözüm sağlanmış olacaktır.
Mecliste yapılan konuşmalarda CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, maalesef uzlaşmaz tavırlar sergilemektedir. Baykal meseleyi sürekli rejim meselesine getirmeye çalışmakta, türbanla birlikte laikliğin ihlal edileceğini savunmaktadır. Mecliste grup toplantısında yaptığı konuşmayı seyrettim, hayretler içinde kaldım. Türban denilen şey neymiş de haberimiz yokmuş… Grup toplantısında Baykal’ın kullandığı ifadelerden bazısını aktaralım;
“Getirilmek istenen, gelen, Anadolu’daki kadınlarımızın yaÅŸmağı, başörtüsü deÄŸildir. Gelen, Arap-Vahabi, Abbasi-Amevi İslam yorumunun, Türkiye’ye yönelik projelerinin bir simgesi olarak, Türkiye’deki iÅŸbirlikçileriyle birlikte Anadolu halkına dayatmaya baÅŸladığı bir yabancı üniformadırâ€?
KonuÅŸmasının ilerleyen bölümünde Türban konusunda; “Hedef laiklik ilkesidir.â€? Tespitini yapmıştır. Bakınız türbanla neler olacakmış; “Sanmayın ki konu sıradan bir kılık kıyafet konusundan ibaret. Bu getirilen düzenleme, sadece üniversitelerde deÄŸil, tüm resmi eÄŸitim sistemi içinde türban denilen, milletimizin, kültürümüzün bir parçası olmayan, dışardan Türkiye’ye belli siyasi amaçlarla dayatılmış olan ithal bir kıyafetin, Türkiye’de devlet sisteminin içine doÄŸru geliÅŸmesinin önünü açmıştırâ€?
Sayın Baykal’ın yaptığı bu tespitler asla gerçeği yansıtmamaktadır. Ben Baykal’ın hiç olmazsa milletimizin dini duygularını, inancını, yani İslam dinini biraz olsun incelemesini, isterdim. CHP ve Baykal hala din handikabından kurtulamamaktadırlar.
CHP ve Baykal, asıl uğraşması gereken;Satılan vatan topraklarını savunma gibi, kamu mallarının özelleştirme adı altında satılmasına engel olmak gibi,  Lozan’ın delinmesine, Sevr’in hortlatılmasına engel olmak gibi, bağımsızlığın ve egemenliğin başka uluslara devri sayılacak olan AB üyeliğine karşı koymak gibi, en önemlisi bizi kökten yok edecek bir proje olan BOP projesiyle mücadele etmek gibi, hayati meseleleri bırakıp da Müslüman kadının en doğal insanlık hakkı olan başörtüsüne karşı ortaya koyduğu tavır pek de yakışık kaçmamaktadır.
Türban yada başörtüsü ile örtünmek; isteyen kadının en doğal hakkıdır ve asla laikliğin ihlali değildir.Bu konuda  Bağımsız Türkiye Partisi(BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, partisinin Başkanlık Divanı toplantısında şu tespitlerde bulunmuştur; “Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik bir hukuk devletidir. Demokratik, laik hukuk devletinde Müslüman dininden mi vazgeçsin? Böyle bir sistemde devlet laiklikten vazgeçmeyecek, Müslüman da dininden vazgeçmeyecek. Peki bu ikisi biraraya nasıl gelecek? O zaman biz bunu ferdin adına yapacağız. Devlet fert adına yapılan bu icraatı, laik kimliğiyle koruyacak. Yani devlet laik olduğu için hem dini, hem de devletin nizamını koruyacak. Laiklik budur.�
“Soruyoruz, başörtülü öğrenci devleti mi temsil ediyor yoksa kendini mi? Cevabı verelim: kendini temsil ediyor. O halde, başörtülü hanım kızımız alelade bir vatandaştır. O halde başını örtmesi devlet adına yapılan icraat değildir. Kendi adına yaptığı, inancından kaynaklanan bir icraattır. Böyle bir icraatla laiklik ihlal edilmez.�
“Devlet başörtülülere bu hakkı tanımak mükellefiyetindedir çünkü bu icraat laiklik ilkesinin bir gereğidir. Devlet başörtülünün hakkını korumakla mükelleftir. Şayet onun hakkını gasp ederse, devlet bu yönüyle laik olmaktan çıkar. Yani laiklik bu yönüyle ihlal edilmiş olur�
Şimdi herkesin bu konuda; daha insancıl, daha demokratik ve daha saygılı tavır sergilemesi gerekmektedir. Çözüm; birlik ve dayanışmadadır.
UÄŸur Kepekçi-TUNALIM…