Cuma, Ocak 4th, 2008

BARIŞIN KENTİ ÇANAKKALE

Oca 04, 2008 - TARİHİMİZ | yorum yazın

l

  

        BARIÅžIN  KENTİ   ÇANAKKALE’YE   HOÅžGELDİNİZ 

ÖYLE BİR YERDİ ÇANAKKALE

Ölümün en şerefli şekli can vermenin en güzel yeri
Dirinin illede ölüm dediği Şehidin cenk ettiği yerdi Çanakkale
Gidenin geri dönmediği düşenin tekrar kalkmadığı
Kundaklık bebenin şehit olduğu Öyle bir yerdi Çanakkale

Sevdalıların birbirinden ayrı düştüğü vatan sevdasının ağır bastığı
Ana kuzularının yara aldığı bir neslin feda edildiği yerdi Çanakkale
Tüysüz yetimlerin cephe kazdığı mermi karşısında süngü taktığı
Hücum denilince ölüme koştuğu öyle bir yerdi Çanakkale

Talebenin âlim’in silah kuşandığı İlimi bırakıp cenk’e daldığı
Zaferin ancak ölümle alındığı korkunun olmadığı yerdi Çanakkale
Atalarımızın destan yazdığı yedi düvele karşı durduğu
Türk ırkının kanıyla boyadığı öyle bir yerdi Çanakkale

 

 

       –B İ G A–resimleri

 

1.Kuruluş     Bugün “BİGA” adı ile bilinen ilçe merkezimiz, eskiden de büyük bir yerleÅŸim merkezi idi. Truva bölgesinde bulunan ilçemiz Yunanlılar tarafından “Pınar” anlamına gelen “PEGAİ” olarak adlandırılmıştır. Åžehrimiz Çanakkale Orta ve DoÄŸu Anadolu yolu üzerinde önemli bir uÄŸrak yeri olduÄŸu için M.Ö. 480 yılında Yunanlılara karşı harbe giden İran Kralı I. Serahas 334 yılında Anadolu’ya geçen Büyük iskender, 191 yılında aynı bölgeye gelen Roma orduları hep PEGAİ civarından geçmiÅŸlerdir. Yunan ve Roma Kaynaklarında bu konuda kayıtlar bulunmaktadır.2.Bizanslılar Devri:

     14. Yüzyıl başlarında Bizans İmparatoru II. Andronikos Paleolog Türklere karşı şehri korumak üzere bir nevi asker alan Katalanları bu bölgeye yerleştirmiştir. Bir süre sonra Bizans İmparatorunu dinleyemeyen Katalanlar bu bölgeye kendileri idare etmeye başlamışlardır.3.Osmanlılar Devri:     Orhangazi, kentimiz ve çevresini fetih için Karaboğa adındaki kumandanını görevlendirmiştir. Bu kumandan 1364 yılında şehri alarak Osmanlı topraklarına katmıştır.4.Milli Mücadele Dönemi:

     Anadolu’nun her yanında olduğu gibi Biga’da da Müdaafa-i Hukuk Cemiyeti, Balıkesir mıntıka kumandanı Kazım Bey’in (Kazım ÖZALP) emirleri ile 10 Eylül 1335 (Miladi 1919)’da aşağıda isimleri yazılı olan şahıslardan kurulmuştur. REİS : Müftü Hamdi Bey AZALAR : Hacı Şakir Efendi Mehmet Ağa, Hafız Abdullah Hüseyin Bey, Dızman Ahmet AĞA İzmir, Balıkesir, Bursa ve Biga yörelerinin Yunanlıların işgal ve idaresine geçtiğine dair Biga Yunan işgal kumandanı Kral Konstantin’den 1921 yılında bir ferman almış ve bu ferman şehrimizin eski belediye binasından (şimdiki kapalı çarşı)Yunan işgal kumandanı ve belediye reisi de bulunduğu halde belediye katibi Arap Zeki tarafından halka okunmuştur.     Biga, milli mücadele yıllarında Anzavur isyanı gibi bir çok kanlı olaylara sahne olmuş menfaat çeteleri türemiştir. (Nutuk Cilt-1, Sahife: 309,392,393,395)Bu çetelerden en meşhuru Karabasan çetesi idi.     Biga milli mücadele yıllarında bazen Anzavur kuvvetlerine, bazen de Milli Kuvvetlerin eline geçmiştir. Anzavur kuvvetleri kenti işgal ederken Edremit Kaymakamı Hamdi Bey’i, arkadaşı Kani Beyi, Jandarma Kumandanı İsmail Hakkı Bey’i ve birçok Jandarma erlerini şehit ederek girmişlerdir. Bu milli mücadele kahramanları bugün Namazgah mevkiindeki şehitlikte yatmaktadırlar.

5- Cumhuriyet Dönemi:

     Osmanlı Devleti dönemlerinde Sancak Merkezliği yapan İlçemiz Cumhuriyetin ilanından sonra ilçe merkezi olmuş ve Çanakkale iline bağlanmıştır.     Cumhuriyetin ilk yıllarında geniş bir idari alana sahip olan İlçemiz, kendisine bağlı bulunan Yenice Bucağının 1945, Çan Bucağının da 1949 yılında İlçe merkezine dönüşmesi ile bucak sayısı 7’ye, köy sayısı ise 110’a düşmüştür. Böylece bugünkü ilçe sınırları teşekkül etmiştir.

BARIŞIN KENTİ ÇANAKKALE (TROYA)
Yolu Çanakkale’ ye düşen gezginler, Hisarlık Tepesi’ne yaklaşırken dev bir tahta at karşılıyor. Tarihin en ünlü kentlerinden biri olan Troya Savaşı’nın sonunda kullanılan tahta at gibi, bu atın yapımında Kaz Dağı’nın (Ida) çamlarından yararlanılmıştır. Tahta at, 1974 yılında orijinal tahta atın piÅŸmiÅŸ toprak eserlerin üzerindeki eski tasvirlerinden ve eski kaynaklardan yola çıkılarak yapılmıştır. Troya Savaşı’nın ve görkemli kentin öyküsü şöyledir.
Troya Savaşı’nın öyküsü Iolkos kralı Peleus ile Okyanus kızları diye bilinen Nereidlerden biri olan Thetis’in düğün töreninde baÅŸlar. Düğüne haset tanrıçası Eris çaÄŸrılmamıştır. Buna çok kızan Eris, bir oyun oynamaya karar verir. Hera,Athena ve Afrodit’in oturduÄŸu masaya, kimseye görünmeden altından bir elma bırakır. Elmanın üzerinde ” en güzele” yazmaktadır. Elmanın kime verileceÄŸi konusunda anlaÅŸmaya varılamaz. Zeus da karısı ve iki kız kardeÅŸi arasında taraf olmak istemez. “Alın yanınıza Hermes’i, sizi ıda Dağına götürsün. Orada sürülerini otlatarak dolaÅŸan Troya Prensi Paris’i bulun. Gönül iÅŸlerinde onun üzerine bir ölümlü daha yoktur. Aranızdaki en güzeli o da seçemezse kimse seçemez.”Hermes’in rehberliÄŸinde tanrıçaları kulübesinde gören Paris, önceleri korkar. “Benim gibi bir koyun çobanı nasıl olur da böyle bir ÅŸeye cesaret eder.” Diye karşı çıkar. Sonra “En iyisi elmayı kesip üçü arasında paylaÅŸtırayım” diye düşünür. Ancak kararı Zeus vermiÅŸtir. Ona karşı kimse gelemez. Ayrıca tanrıçalar Paris içlerinden kimi seçerse seçsin kızmayacaklarını, ona zarar vermeyeceklerine söz verirler.Paris’le yalnız kalan Hera, ” dinle Paris, önce her yanımı dikkatle incele. Beni seçersen seni Asya kıtasının hakimi ve dünyanın en zengin erkeÄŸi yaparım” der. Paris “hayır tanrıçam rüşvet kabul edemem” der.

Athena içeri girince, ” seni dünyanın en yakışıklı erkeÄŸi,en akıllı insanı, en güçlü savaşçısı yapacağım”.

Ne var ki Paris bunu da kabul etmeyerek içeri Afrodit’ti alır. Afrodit ona dünyanın en güzel kadının aÅŸkını önerir. “Burada oturmuÅŸ kendini sürülerin içinde harcıyorsun. Neden kente göçüp uygar bir hayat sürmüyorsun? Spartalı Helen gibi biriyle evlensen ne yitiririsin? Seni bir kere görse, evini,ailesini,varını yoÄŸunu bırakıp peÅŸine takılacağına eminim.” der.

Afrodit böylece Paris’i kandırmış, atlın elmayı almış. Bu kara gücenen Hera ve Athena o anda Troya’yı mahvetmeye karar vermiÅŸler. Tanrıça Afrodit’in aÅŸk senaryosu bundan sonra hızla gerçekleÅŸecek, Troya elçisi olarak Sparta’ya giden Paris, kendisine aşık olan Kral Menalaos’un eÅŸi Helen’i Troya’ya kaçıracaktır. Bu olay Helen dünyasında bomba gibi patlar. Menalos hemen Girit’teki iÅŸlerini yarıda keserek ülkesine döner. ılk iÅŸi bir zamanlar Helen’le evlenmek için sıraya giren ve bir gün kocasının ÅŸerefini korumaya and içmiÅŸ kiÅŸileri toplamak olur.

Iolkos kralın Peleus’un oÄŸlu olan Akhilleus (AÅŸil) Troya savaşına gönüllü olarak gitmese de SavaÅŸta en büyük kahramanlardan biri olur. Söylenceye göre Akhilleus’un annesi Thetis, Okyanus Kızları diye bilinen Nereidlerden biridir. DoÄŸa üstü gücünü oÄŸlunu yenilmez bir savaşçı yapmak için kullanır. Onu suya batırıp kutsar. Böylece artık Akhilleus’a hiçbir silah iÅŸlemeyecektir. Ne var ki Thetis onu topuÄŸundan tutup suya soktuÄŸundan bir tek oraya su deÄŸmemiÅŸtir. Akhilleus’u öldürmenin tek yolu topuÄŸundan vurmaktır. Nitekim, Akhilleus Troya’nın en sevilen kahramanlarından biri olan Hektor’u öldürdüğünde, kardeÅŸi Paris yayını gerer ve Akhilleus’u topuÄŸundan vurarak yere yıkar.

Gerçekteyse Akhaların Troya’ya saldırma sebepleri ekonomik nedenlere dayanıyordu. Ticaretin bilindiÄŸi çaÄŸlardan beri Ege dünyası, Akdeniz’i Karadeniz’e baÄŸlayan ticaret yolları altın,gümüş,kumaÅŸ,kenevir,gemi kerestesi,kurutulmuÅŸ balık,tahıl,köle,amber,ÅŸarap,yeÅŸim ve zeytinyağı gibi mallar la yüklü gemilerin boÄŸazlardan geçiÅŸi, bugün Çanakkale BoÄŸazı olan Hellaspontus’un aÄŸzında kurulu olan Troya’nın denetimi altındaydı. Tunç çağının ortalarında ticaret yollarının çoÄŸuna sahip olan Mikenler, yanlarına Peleponnes Yarımadası’nın öteki krallarını da alarak Troya’nın buradaki egemenliÄŸine son vermek istemiÅŸlerdir. Bu savaÅŸların asıl nedenleri zamanla unutulmuÅŸ, Homeros gibi ünlü ozanların dillerinde bir kahramanlık destanına dönüşmüştür.

Söylenceye göre Troya önündeki kuşatmanın uzayıp gittiğini gören Akhalar buna bir çözüm Evlerinden uzaktadırlar, savaşın bir an önce bitmesi gerektiğini düşünürler. Troya kentiyse aşılmaz surların gerisinde daha uzun süre dayanacak yapıdadır. Bunun üzerine Akhalar bir hileye başvurmaya karar verirler. Tahtadan bir at yapıp kentin surları önüne bırakacaklardır; içi boş olan at aslında bir tuzaktır. Akhalar gittikleri sanılsın diye gemilerine binerek uzaklaşırlar. Troyalılar sabah uyandıklarında geminin gitmiş olduğunu görüp şaşırırlar. Geride sadece dev bir tahta at kalmıştır.
Ata önceleri şüpheyle bakan Troyalılar sonra bunun tanrıların bir hediyesi olduÄŸa karar vererek surların içine taşımaya karar verirler. Gece kentte herkes büyük bir kutlama yapar. Geç vakitlerde herkes uyuduÄŸunda tahta atın karnındaki kapak açılır ve atın içinde saklanan Akha askerleri sessizce dışarı çıkar. Karalıktan yararlanan ger dönen gemilerine iÅŸaret vererek kentin kapılarını kendi ordularına açarlar. Troya’yı yakıp yıkar, önüne geleni katlederler.

Troya kentinin söylence kılıfından çıkıp gerçekliÄŸe bürünmesi, Schliemann adlı bir araÅŸtırmacının 1800′lü yıllarda yaptığı kazılar sayesinde olmuÅŸtur. Schliemann, Homeros’un anlattığı Troya’nın yeri (eÄŸer öyle bir yer varsa) o zamanın bilim adamları tarafından Pınarbaşı köyü olarak gösteriliyordu. Homeros, ılyada’nın XXII. ÅŸarkısında ” iki güzel fışkıran pınara varırlar. Bunlardan iki dere,girdaplı Skamandros’a dökülüyordu. Birinden sıcak su akıyor ve duman tütüyordu. Ama öteki yazın da soÄŸuk akıyordu. Dolu gibi, ya da kışın karı gibi ve donmuÅŸ buz parçaları gibi.” Schliemann rehberle beraber geldiÄŸi Pınarbaşı ilk araÅŸtırmasında buranın Troya olamayacağını anlar. İlyada’yı okumaya devam eder. Akhilleus’un Hektor’la olan korkunç çarpışmasını okur. Schliemann tarif edilen yollarda yürür, Pınarbaşı’n dan iki saat kuzeyde, deniz kıyısından yalnız bir saat uzaklıktaki ÅŸimdiki adı Hisarlık olan, Yeni ılion harabelerini şöyle üstünkörü inceler. Troya’yı bulduÄŸunu düşünüyordu.

Schliemann ve eÅŸi 1871 yılında iki ay, sonraki yıllarda dörder ay kazdı. Emrinde yüz kiÅŸi bulunuyordu. Kentin en yukarısında Athena Tapınağı vardı. Homeros’a göre Poseidon’la Apollon, Pergamos’us surlarını yaptırmışlardı. O halde tepenin ortasında, tapınağın ve çevresinde toprağın üzerine kurulmuÅŸ olan tanrılar duvarının bulunması gerekiyordu. ışine engel olduÄŸunu düşündüğü bu duvarları yıktı. Silahlar,mutfak ve ev eÅŸyalar,süsler ve vazolar bulundu. Burada bir zamanlar zengin bir kent bulunduÄŸu kesindi. Kazdığı yerde baÅŸka ÅŸeyler bulsa da ün kazanmasına yardım edecekti. Yeni ılion’un harabeleri altında baÅŸka harabeler vardı; onların altında baÅŸkalrı ve onların altında baÅŸkaları… Tepe kat kat soyulması gereken bir soÄŸana benziyordu. Bu katların her birinde baÅŸka insanların yaÅŸadıkları görülüyordu. Milletler yaÅŸamışlar ve ölmüşlerdi,kentler kurulmuÅŸ ve yıkılmıştı. Bir yıl içinde yedi tane, sonra da iki tane kent bulunur. Peki, Homeros’un anlattığı Troya kenti hangi kattaki idi. Kesin olan, en alttaki katın tarih öncesinden kaldığıydı. En eski kattı bu; o kadar eskiydi ki Burada oturanlar henüz maden kullanmayı bilmiyorlardı. En üsteki katta, mutlaka Kserkes’le ıskender’in adına kurban sundukları Yeni ılion olmalıydı.

Schliemann kazdı ve aradı. Alttan ikinci ve üçüncü tabakalarda yangın izleriyle muazzam toprak surlar ve dev gibi kapının yıkıntılarını buldu. Artık emindi. Bu surlar Priamos’un sarayını kuÅŸatıyordu. Bilim bakımından hazineler boldu. Ülkesine gönderdiÄŸi ve uzmanların incelemesine sunduÄŸu parçalar uzak bir devrin, bütün detaylarıyla tam bir tablosunu oluÅŸturuyordu. Schliemann’ın zaferi aslında Homeros’un da zaferiydi. Masal ve mit sayılan, uydurduÄŸu düşünülen bir tarih gün ışığına çıkıyordu. Çalışmasıyla 250000 metreküp toprağın hakkından gelen Schliemann 15 Haziran 1875′de giriÅŸtiÄŸi sonuncu kazıda, son kürek vuruÅŸundan bir gün önce, bütün dünyayı hayran bırakacak buluntuları ortaya çıkardı.

Sıcak bir günün sabahın da, 28 mt. derinlikte, Primos’un sarayı olarak kabul edilen duvarların üzerinde iken aniden altını görür ve karısına işçileri eve göndermesini söyler. Karısından kırmızı ÅŸalını ister ve çukura atlayarak deli gibi kazar. büyük taÅŸ kitleleri arasındaki molozlar tehdit edici biçimde başının üzerinden sarkar. Kral Primaos’un paha biçilmez hazinesi gün yüzüne çıkıyordu. Karanlık eskiçağın en kudretli hükümdarlarından birinin altınları,gözyaÅŸları kana bulanmış tanrısal insanların süsleri…. Schliemann hazineyi bulduÄŸundan bir an bile kuÅŸku duymadı. Ancak ölümünden kısa bir süre sonra heyecanın ÅŸarhoÅŸluÄŸu içinde yanıldığı, Homeros’un Troya’sının ikinci ve üçüncü tabakada bulunduÄŸu, hazinenin de Priamos’tan bin yıl önce yaÅŸamış, daha eski bir krala ait olduÄŸu anlaşıldı.

Troya hazineleri tarihin en gizemli ve en tartışmalı hazineleridir. Yaklaşık 130 yıllık süre içinde kaybolup iki kez bulunmuÅŸtur. 1873′ bulduÄŸu hazineyi Schliemann, Atina’ya kaçırır. Osmanlı Hükümeti dava açar ama hazine bulunamaz. Daha sonra Schliemann, hazineyi Rus Çarına satmak ister. Çar çalıntı mal kabul etmediÄŸini belirtir. British Museum, çalıntı olduÄŸunu düşünerek hazineyi sergilemez. Ama 1882′de Berlin Müzesinde sergilenir ve hazineyi Almanya’ya bağışlar. 2. dünya savası sırasında hazine sığınakta saklanır ve sonrasında nerede bilinemez. 1945′de Sovyet Ordusuna PuÅŸkin Müzesine teslim edildiÄŸi anlaşılır. 1993 yılında dönemin baÅŸbakanı hukuksal mücadeleye girse de hazine geri alınamaz.

TROYA, bu isim baÅŸka hiçbir kentin sahip olamadığı bir unutulmazlığa sahip. Savaşın,aÅŸkın,kahramanlığın,ihanetin,söylencelerin kentiydi Troya. Troya’dan önce de sonra da pekçok kent var oldu elbette, ama onları anlatacak bir ozanları,öykülerini ölümsüzleÅŸtirecek Homeros’ları yoktu. Önceleri Homeros’un aklının ürünü olduÄŸu sanılan Troya’nın var olduÄŸu anlaşılmasından sonra dünyanın ilgisi her geçen gün arttı. Bu ilgi günümüzde de sürdürüyor.

Sn. Gökhan Tok ‘un Bilim ve Teknik (Nisan 2001) dergisinde hazırladığı yazından sizler için özetleyerek hazırladım.
Yazan:
Nurperi Ünsal.
 BARIŞIN KENTİ ÇANAKKALE

Bütün savaşlara hayır diyerek
Barış için çalışanlar Merhaba
Sevgi gömleğini eyne giyenler
Barış için çalışanlar Merhaba  

Barışa, sevgiye katkı koyanlar
İnsanlığa olmalıdır beyanlar
Emperyalizime nefret duyanlar
Barış için çalışanlar merhaba 
 

Merhaba sizlere güzel insanlar
Merhaba barışa susayan canlar
Barış için dolup taşsın meydanlar
Barış için çalışanlar merhaba 
 

İçimizde nefretleri öldürüp
Barış ile insanlığı güldürüp
Yeryüzünden silahları kaldırıp
Barış için çalışanlar merhaba 
 

Nedendir? Niçindir? bu savaş, sorak
Arap petrolüne etmeyip merak
Bütün silahları kırıp atarak
Barış için çalışanlar merhaba

Merhaba savaşa karşı çıkanlar
Barış için engelleri yıkanlar 

Sevgi ile meydanlara akanlar

Barış için çalışanlar merhaba

 

  

 
Barışın kenti Çanakkale (1)
FotoğraflarlaÇanakkale

Çanakkale Çanakkale Kordon Boyu
Binlerce araç Avrupadan Asyaya geçiyor…  Çanakkale Åžehitler Abidesi
Piri Reis Anıtı Asos
Çanakkale tarihi saat Kulesi Kordonda Fayton Sefası
FotoğraflarlaÇanakkale
Çanakkale Balıkçı Barınağı Bozcaada
Çanakkale Boğazı Kilitbahir
Çanakkale Feribotu Çanakkale Genel Görünüm
Lapseki Nusrat Mayın Gemisi
 
  Bozcaada

TUNALIM… KÜRESEL ISINMAYI LİVE CAMDAN İZLEYİNİZ. Laughing
http://www.globalwarmingcam.com/index.html
The worst and the most feared is happening. The North Pole is melting with an alarming rate. It is worst than first predicted.
See this with livecam here

UNICEF TÜRKİYE’DE NELER YAPIYOR?..

Oca 04, 2008 - KÜLTÜRÜMÜZ | yorum yazın

UNICEF, 1951 yılından bu yana, Türkiye’de T.C. Hükümetleri ile iÅŸbirliÄŸinde çocukların gereksinimlerine, yaÅŸam ve saÄŸlık koÅŸullarının geliÅŸtirilmesine, psiko-sosyal ve biliÅŸsel geliÅŸimlerindeki ihtiyaçlarına yönelik ortak çalışmalar yürütmektedir. Bu süre içinde UNICEF’in etkinliklerinin odak noktası ve kapsamı ihtiyaçlara göre deÄŸiÅŸkenlik göstermiÅŸ; önceleri çocuklara süt dağıtımı gibi temel gereksinimlerin karşılanmasıyla baÅŸlayan etkinlikler sonradan çocuk haklarını esas alan, çocukların yaÅŸatılmaları, geliÅŸtirilmeleri ve korunmaları amaçlarına yönelik daha bütünsel yaklaşımı olan bir nitelik kazanmıştır.

Canlı doÄŸan her yüzbin bebekten 46’sının anneleri doÄŸum sırasında veya sonrasında doÄŸuma baÄŸlı nedenlerden, eÄŸitim ve bakım yetersizliÄŸinden ölmektedir. Annelerle aile fertlerinin bilgilendirilmesi ve saÄŸlık personelinin eÄŸitimi yoluyla doÄŸum sırasında ve yenidoÄŸan döneminde ölümleri ve özürlülük durumunu azaltmak için çalışmalar yapılmaktadır. Bu sayede doÄŸum sırasında anne ölümleri son 25 yıl içinde % 75 azalmıştır.

Bağışıklama Projesi ile bir yaşından küçük çocukların % 90′ının Çocuk Felci, Kızamık, Verem, Difteri, BoÄŸmaca, Tatanoz ve Hepatit B’ye karşı aşılanmaları hedeflenmektedir. Bu çalışma sonucu 2002 yılında Türkiye Dünya SaÄŸlık Örgütü tarafından “Çocuk Felcinden Arınmış Ülkeâ€? ilan edilmiÅŸtir. Åžimdi hedef aynı statünün kızamık için de elde edilmesidir. Süregelen kızamık aşısı kampanyasının bir etabı daha 2005 yılı Nisan ve Mayıs aylarında gerçekleÅŸtirilmiÅŸtir.

Anne Sütüyle Beslenmenin Desteklenmesi- Bebeklerin ilk 6 ayda yalnızca anne sütüyle beslenmelerini; ek besinlerin 6 aydan sonra verilmeye başlanmasını ve anne sütüyle beslenmenin 2 yaşa kadar hatta daha sonra da devam etmesini sağlamaktır. Bunun için hastanedeki sağlık personeli emzirmeyi teşvik için; yeni doğum yapan anneler ise başarılı emzirme için eğitilmektedir.

Türkiye’nin doÄŸusunda yetersiz ve kötü beslenme nedeniyle çocukların yaklaşık % 50’sinde büyüme bozukluÄŸu vardır. 1994′ten bu yana açılan kurslarla kadınlara beslenme eÄŸitimi verilmektedir.

İyot yetersizliÄŸi, dünyada ve Türkiye’de görülen önlenebilir zihinsel geriliÄŸin en büyük nedenidir. Sorunlu gebelikler, düşükler, ölü doÄŸumlar iyot eksikliÄŸinin yol açtığı diÄŸer sorunlardan bazılarıdır. Yürütülen projeyle Türkiye’de İyot YetersizliÄŸi Bozukluklarına son verilmesi hedeflenmektedir.

EÄŸitim- Türkiye’de çeÅŸitli ekonomik ve sosyal nedenlerle okula kayıt olma ve devamlılık oranlarında kızlarla erkekler arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. UNICEF 2005 yılı sonuna kadar, ilköğretime kaydolan kız ve erkek çocuklar arasındaki eÅŸitsizliÄŸi ortadan kaldırmayı, kızların okula kaydolma ve devam oranının en düşük olduÄŸu 53 ildeki tüm kız çocuklarının 8 yıllık zorunlu ilköğretimi tamamlamasını saÄŸlamayı hedeflemektedir. Bu amaçla 2003 yılı Haziran ayında baÅŸlatılan “Haydi Kızlar Okulaâ€? Kampanyası baÅŸarıyla sürdürülmektedir.

Türkiye’de eÄŸitim sisteminin çaÄŸdaÅŸlaÅŸtırılması ve öğretim standartlarının uluslararası düzeye getirilmesi amacıyla yürütülen projelerden biri de “Çocuk Dostu Okullar Projesiâ€? dir. Ülkedeki bütün okullar için geçerli olacak asgari standartlar aracılığıyla, okulları öğrenim açısından daha uygun hale getirmeyi; çocukların eleÅŸtirel düşünme yeteneklerini, özsaygılarını ve sosyal becerilerini geliÅŸtirmeyi amaçlamaktadır. Proje 2004-2005 öğrenim yılında 250 okul ile baÅŸaltılmış olup, bir sonraki öğrenim yılında da 250 okulu daha kapsayarak evreler halinde geniÅŸletilmesi planlanan bir projedir.

Gençler Arasında HIV/AIDS’i Önleme Çalışmaları ‘nın amacı gençler arasında HIV/AIDS ile ilgili bilinç ve duyarlılığı geliÅŸtirmek ve alınacak önlemler konusunda bu kesimi bilgilendirmektir. Bu virüsün riski konusunda bilgi ve duyarlılığın eksikliÄŸi, korunma yöntemleri hakkında yeterli düzeyde bilincin olmaması çok sayıda genci savunmasız durumda bırakmaktadır. Ayrıca bu bilinç eksikliÄŸi, hastalığa yakalananlara yönelik hoÅŸgörüsüz tutumları körüklemektedir. Genç ve çocuk nüfusu yüksek bir ülke olarak, türkiye’de virüsün niteliÄŸine iliÅŸkin kapsamlı eÄŸitim yapılması ve enfensiyonlu kiÅŸilere karşı hoÅŸgörünün eÄŸitim yolu ile geliÅŸtirilmesi hedeflenmektedir.

Ergenlik Dönemindekiler İçin Merkezler kurularak, ergenlik dönemindeki gençlerin sorunlarının ve gereksinimlerinin saptanması ve bunlara ilişkin bilinç ve duyarlılık düzeyinin yükseltilmesi hedeflenmektedir. Proje ayrıca gençler arasında sağlıklı yaşam uygulamalarını da yaygınlaştıracak; danışmanlık, rehberlik ve diğer hizmetlerin sunulmasini sağlayacaktir.

Sokaklarda YaÅŸayan ve/veya Çalışan Çocukların Korunması Projesi sokaklarda yaÅŸayan ve çalışan çocuk sayısını azaltmayı, bu çocuklar için güvenli ortamlar saÄŸlamayı, eksik kalan eÄŸitimlerini tamamlamalarına yardımcı olarak onları yaÅŸ gruplarının eÄŸitim düzeyine getirmeyi, böylece toplumdan dışlanmalarını önlemeyi, onlara beceriler kazandırarak toplumla yeniden bütünleÅŸmelerini saÄŸlamayı hedeflemektedir. Proje ayrıca Türkiye’deki iÅŸ yasalarının Çocuk Hakları SözleÅŸmesi ile uyumlu hale getirilmesi için tanıtım, savunma ve kurumlararası eÅŸgüdüm çalışmalarını da yürütmektedir.

Çocuk Ceza Adaleti Sisteminde Reform çalışmaları, yasalarla başı derde giren, istismar olaylarının kurbanı ve/veya tanığı olan çocukların haklarının ve gereksinimlerinin gözetilmesini sağlamak amacıyla hükümetin yargı sisteminde yapacağı reformları desteklemekte, ve bu çocukların rehabilitasyonu ve topluma entegrasyonu yönündeki çabalara katkıda bulunmaktadır.
UNICEF dünyanın her tarafında savaÅŸ, iç savaÅŸ ve doÄŸal afet durumlarında bu olaÄŸandışı durumların yaÅŸandığı bölgelerdeki çocuklar için özel kampanyalar düzenleyerek yardım eder. Daha önce Türkiye’de yaÅŸanan Marmara Depreminde
ve diÄŸer afetlerde olduÄŸu gibi, en son 2004 yılı Aralık ayında Guney Asya’da yaÅŸanan ve yüzyılın en büyük felaketi olarak nitelenen deprem / tsunami felaketinde ve en son 8 ekim 2005 tarihinde meydana gelen Pakistan depreminde UNICEF yine tüm olanakları ve teÅŸkilatı ile bölgenin imdadına yetiÅŸmiÅŸ ve yardımlarını aÅŸağıda verilen ana baÅŸlıklar etrafında toplamıştır:

Temiz su ve temel sanitasyonun saglanması,
Kolera, dizanteri, ishal gibi sudan kaynaklanan hastalıkları önleme çalışmaları,
Ölümcül çocuk hastalıklarını önlemek için acil bağışıklama çalışması,
Kötü beslenen çocuklar ve gebeler için özel gıdaların sağlanması,
Travma geçiren çocuklar için özel bakım,
Yetimlerin ve ebeveynlerinden ayrı düşmüş çocukların bir an evvel okullarına dönmeleri için okulların rehabilitasyonu.
UNICEF, bölge için hazırladığı yardım ve rehabilitasyon planı çercevesinde çalışmalarını afetten zarar gören ülkelerde 10 yıl süreyle sürdürecektir.

Öncelik Çocukların
Çocuk haklarının uygulanabilmesi için ilerlemeleri sürekli kılmak, kalkınma sürecinin her aşamasında önceliği çocuklara vermek gerekmektedir.

UNICEF’in Türkiye’de 2005 sonu hedeflerinden bazı alıntılar:

*Kız çocuklarının ilköğretime kayıt oranlarının erkeklerle eşit düzeyde olmasının sağlanması;

*Bebek ölüm oranlarının %o 42.7′den %o20′ye indirilmesi.

*Anne ölüm oranlarının %50 oranında azaltılması;

*İlk 6 ay ‘sadece anne sütü ile beslenme’ oranının arttırılması.

*Çocuklarda ‘iyot yetersizliÄŸi hastalıkları’nın ortadan kaldırılması.

*Çocuk gelişimi ve bakımı konusundaki bilgilerin üç milyon aileyi kapsayacak biçimde yaygın olarak duyurulması.

*HIV/AIDS ile ilgili bilincin arttırılması ve gençler arasında korunma yöntemlerinin yaygınlaştırılması.

*’Özel korunma gereksinimi olan çocuk’ oranının azaltılması.

Türkiye’de her yıl 1.5 milyon bebek doÄŸmaktadır.Bu çocuklara temel saÄŸlık, eÄŸitim ve korunma hizmetlerinin sunulması gelecek kuÅŸakların refahı için de gereklidir.

TUNALIM…