BLOĞUMA HOŞGELDİNİZ(Welcome)

Nis 21, 2008 - TANIŞMA | yorum yazın

(IV) MİLLİ EKONOMİ KONGRESİ BURSA’DA YAPILDI..

Nis 21, 2008 - EKONOMİ | yorum yazın

 

Prof. Dr. Haydar Baş’tan ’’Sosyal Devlet’’ projesi

 
  ‘Sosyal devlet,milli devlet’

15 ülkeden 100’ü aşkın bilim adamı Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Sosyal Devlet Milli Devlet� tezinin Türkiye ve dünya için tek çıkış yolu olduğunu Bursa’dan tüm dünyaya haykırdı.

Uluslararası Bağımsız Milli Ekonomi Modeli Birliği’nin Türk milletinin geçmişte üç kıtaya hükmettiği Osmanlı İmparatorluğun merkezi olan Bursa’da tertip ettiği 4. Uluslararası Sosyal Devlet Milli Devlet Kongresi sona erdi. Bursa’daki tarihi kongreye 15 ülkeden 100’ü aşkın bilim adamı iştirak etti. Kongreye ilim adamı düzeyinde katılan ülkeler şunlar; İsviçre, Almanya, Rusya, Estonya,  Fransa, Hollanda, Kazakistan, Macaristan, İspanya, Finlandiya, İngiltere, Bosna hersek, Özbekistan, Azerbaycan ve Türkiye. İki günde toplam altı oturum şeklinde gerçekleştirilen kongreye tebliğ sunan akademisyenlerin yanında çok sayıda misafir bilim adamı da katıldı.

Prof. Dr. Baş dakikalarca alkışlandı
İki gün boyunca devam eden “Sosyal Devlet Milli Devlet� kongresi Prof. Dr. Haydar Baş’ın muhteşem bir kapanış konuşmasıyla tamamlandı. Prof. Dr. Haydar Baş kapanış konuşmasını yapmak için kürsüye, kongreye katılan 100’ün üstünde yerli ve yabancı bilim adamlarının ayakta alkışları arasında geldi. Akademisyenlerin Prof. Dr. Haydar Baş’ı alkışlamaları dakikalarca devam etti. “Sosyal Devlet Milli Devlet� tezinin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş’ın konuşması sık sık alkışlarla kesildi. Prof. Baş’ın kapanış konuşması yaptığı sırada yerli ve yabancı bazı akademisyenlerin ayağa kalkarak alkışlamaları dikkatlerden kaçmadı.

Kapanış konuşması tezin sahibinden
Bursa’da iki gün süren “Sosyal Devlet Milli Devlet� kongresi Prof. Dr. Haydar Baş’ın muhteşem bir kapanış konuşmasıyla tamamlandı

Pazar günü kongrenin oturumlarının tamamlanmasından sonra başlayan Prof. Dr. Baş’ın konuşması kongrenin tüm yorgunluğuna rağmen bilim adamları tarafından ilgiyle sonuna kadar takip edildi. Prof. Dr. Haydar Baş aynı zamanda kongrenin konu edindiği “Sosyal Devlet Milli Devlet� teziyle ilgili çok geniş ve çarpıcı bir değerlendirme yaptı. Kapanış konuşmasında Prof. Dr. Haydar Baş’ın değindiği bazı konular şunlar;

İnsanlık aradığını tezimizde bulmuştur!
Sosyalizm ve kapitalizmden umduğunu bulamayanlar, esaretten bıkan halklar çare olarak Milli Ekonomi Modeli’ne sarılmıştır. Bağımsızlık için gerekli bu özellik dikkate alındığında, iktisat literatürüne girmiş olan milli ekonomi modelinin, uluslararası iktisat tezi olarak kabul görmesi tabiidir. Milli ekonomi modelinin bugün dünyanın bütün iktisat sitelerinde yer almış olmasının sebebi, insanlığın aradıklarını bu tezde bulmasıdır.

Sosyal devlet hakları garanti eder!
Vatandaşların sosyal devletten beklentileri devletin vatandaşının geçimini temin etmesi ve vatandaşlarına iş imkânlarını sağlaması, sağlık ve barınmasını garanti altına almasıdır. Bugün AB ülkeleri de dâhil bu imkânları vatandaşlarına hazırlayamamıştır. AB’nin işsizliğe bulduğu tek çare yarım gün çalışma yöntemidir. Sosyal devlet ise, Milli Ekonomi Modeli ile tam istihdamı garanti altına almaktadır. 

Sosyal devlet ‘alan el değil veren el’dir!
Milletinden vergi olarak toplanandan daha fazlasını millete veren devlete “sosyal Devlet� denir. Sosyal devlet alan el değil, veren eldir. Sosyal devlette, vatandaşa verilecek sosyal yardımların başında “Vatandaşlık Maaşı� gelir. Sosyal devlet demek, işsizlik konusunu halleden devlet demektir. Bu devlet kalıcı ve sürekli bir büyümeyi sağlar. Böyle bir piyasada herkes imkânlardan istifade edebilir.

Gerçek sosyal devlet vergi almaz!
Gerçek sosyal devlet hayata geçtiğinde tüketiciden vergi almayan bir devlet anlayışı ortaya çıkar. Her gelir grubundan aynı oranda vergi almanın yanlış olduğunu ifade ediyoruz. 100 milyarın altında geliri olandan vergi alınmaz. Bu tüketici grubuna devletin bir desteğidir.

Kongrede ne dediler?
Model bütün insanlık için kurtuluştur Prof. Dr. Juhani Tamminen – Finlandiya
Finlandiya’da Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nin birçok enstrümanları koruyucu tedbir olarak uygulamaya alındı. Örneğin, bazı dev Fransız şirketleri uranyum madenlerini topyekûn almaya kalkıştı. Ama hükümet yerinde müdahalelerle bu ve bunun gibi olaylara meydan vermedi. Kongremizin temelini oluşturan sevgili meslektaşımın eseri, Finlandiya gibi milli varlığını korumanın güçlükleriyle boğuşan ülkeler için son derece kıymetli bir rehber teşkil etmektedir. Diyebilirim ki, yeni sömürgecilik arayışlarına karşı koymak isteyenlerin elinde artık pratik ve kapsamlı bir rehber ve bir doğru yanlış çizelgesi vardır. Bu rehber, sadece Türk milleti için değil, hiçbir din ve ırk farkı gözetmeksizin bütün insanlık için bir kurtuluş projesidir, barış, adalet ve kalkınma modelidir. Bu modelin sahibi Prof. Dr. Baş’ı yürekten tebrik ediyorum.

Prof. Dr. Baş yüz akı bir bilgedir! Prof. Dr. Jyri Kadak – Estonya Tallinn Üniversitesi

Yirminci yüzyıl sonlarında, devlet ve vatandaş arasındaki bağın hiçbir mantıki gerekçeye dayanmadan yıpratılması, hatta koparılmaya çalışılarak dengelerin zorlanması çok ciddi problemlerden biridir.  Eserde benim en önemli bulduğum yön bu problemi telafi eden bir mekanizmayı somutlaştırması ve formülleştirmesi. Prof. Dr. Baş, devleti güçlendirirken, Sosyal Devlet enstrümanlarıyla milleti de kuvvetlendiriyor; “kaba devlet�i değil, bilakis “baba devlet� yapısını oluşturuyor. Model, öyle bir yapı geliştiriyor ki, hiçbir din, ırk ve sınıf farkı gözetmeksizin herkesi destekliyor, herkes kabiliyetine göre bu destekten azami istifade ile ya katma değer üretiyor veya üretilene müşteri olarak ekonominin sürekli büyümesine katkı sağlıyor. Bu yaklaşım, bugün insanlığın tıkandığı noktada, beklenen yaklaşımdır. Bu bağlamda sayın Prof. Dr. Baş, insanlık ve bilim adına bir yüz akı bilgedir.

Bu tez küreselleşmeye panzehirdir Prof. Dr. Patrick Boulogne – Fransa Paris Üniversitesi

Beni bu kongreye davet ettiklerinden ötürü Türk dostlarıma çok teşekkür ederim. Dostane olduğu kadar saygın olan böylesi bir ortamda düşüncelerimi ifade edebilmek benim için bir onurdur. Tehlikeli gerilimlerin gittikçe yoğunluk kazandığı günümüz dünyasında, yaşananları anlamak, tahlil etmek ve çözüm getirmek tüm dünyadaki aydınların acil sorumluluğudur. İşte bu çerçevede Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Sosyal Devlet, Milli Devlet� tezi uluslar için bir can simididir ve insanlık tarihi açısından önemli bir aşamadır. Küreselleşme döneminde ‘milli devlet’e vurgu yapılması hayati derecede önemlidir.

Prof. Baş kalkınmanın adresini göstermiştir Prof. Dr. Ömer Saraçoğlu – İstanbul Üniversitesi
Prof. Dr. Haydar Baş Milli Devlet–Sosyal Devlet modeli ile bütün ulusların kendi kendine nasıl yetebileceklerinin nasıl kalkınabileceklerinin anahtarı olan Mili Ekonomi Modelini uygulayarak dünyanın beklediği barışa, sosyal adalete ve demokrasiye ulaşabileceklerinin adresini göstermektedir. Ve Prof. Dr. Haydar Baş Milli Devlet ve Milli Ekonomi tezleri ile fakirliği ve yoksulluğu ortadan kaldıracak projelerle insanlığın önüne yeni ufuklar açmaktadır.

Sosyal Devlet tezine hayran kaldım Prof. Dr. Metin TULGAR
“Sosyal Devlet/Milli Devlet� kitabının her cümlesini dikkatle ve hayranlıkla okuyorum. Bu tezin, Müslüman Türk dünyasının tezi olmasından onur duyuyorum.  İnsan hakları, demokrasi ve özgürlük gibi kutsal kavramların bilinçli şekilde çarpıtıldığı günümüzün karmaşık ortamında umutsuzluk değil umut mesajlarıyla insanlığa mutlu gelecek müjdesi veren bu eserin her cümlesi dikkatle ve özümsenerek okunmalı kanaatindeyim. Güçlü devlet, güçlü ordu ve sağlam aile yapısı kurumlarını temel ilke edinen “Sosyal Devlet/Milli Devlet�  tezi ulusal potansiyelimizi idrak ederek yeniden kimliğimizi kazanmamızı öngörmektedir. Milli Ekonomi Modeli kendi kendine yeten bir kalkınmayı ve sürekli büyümeyi sağlayarak devletlerin siyaseten bağımsız olacaklarını ifade etmektedir. Bu önemli eseri, kurtuluş reçetesi arar haldeki insanlığa sunan Sayın Prof. Dr. Haydar BAŞ Hocamızı yürekten kutluyorum.

TUNALIM….

YAKIN TARİHİMİZİN POLİTİK ANALİZİ

Nis 05, 2008 - TARİHİMİZ | yorum yazın

           Sayın misafirim; Elimizi vicdanımıza koyalım ve kendi kendimize samimiyetle ÅŸunu soralım ve düşünelim. özellikle Atatürk dönemi siyasetinden sonra memleketimizde son 25-30 yıl boyunca hükümetlerin izlediÄŸi siyaset ne oldu ? AB. sevdası ve ABD. ye yaranarak siyaset yapma, IMF ye borçlanarak elde edilen para ile ülkeyi kalkındırabileceklerini zannetmeleri. Özal bir zamanlar para basmış ve kullanmıştı. Ancak oda parayı hesapsız basmış, fazla para bastığından ülkemizi yüksek enflasyonla baÅŸbaÅŸa bırakmıştır. Yani ülkeye gerekli kandan fazlasını vermiÅŸtir. Ülkemiz 20 yıla yakın bir süredir senyoraj hakkını kullanmıyor ve ÅŸu an için aylık hesabıyla 25-30 katrilyon yapıyor. Bu miktarın üzerinde para basarsanız iÅŸte o zaman Özalın yaptığı gibi enflasyonu körüklemiÅŸ olursunuz. Åžu unutulmamalıdırki ABD. yani IMF geliÅŸmekte olan ülkelerin senyoraj hakkını elinden almakta, sen kendi paranı basarak kalkınmaya çalışma, ben sana faizle borç para vereyim onunla istediÄŸin gibi kalkınırsın zihniyetine mahkum etmektedir. Bugün ABD dahil geliÅŸmiÅŸ ülkelere bir bakalım, hepsi senyoraj hakkını kullanmaktadır. Peki senyoraj hakkı nedir? Bir ülkede emeÄŸinin, üretiminin karşılığı, piyasada bulunması gereken (basması gereken) paradır. Özellikle ABD. dünyaya IMF yolu ile parasını satmakta yani parasını hem dünya parası yapmakta hemde para sattığı ülkeleri ekonomik olarak kendisine mahkum etmektedir. Bugün ABD 600 milyar dolar bütçe açığı vermektedir. Sebebi ise bastığı para ABD.nin üretimi karşılığı piyasada bulunması gereken para deÄŸil, bunun kat ve kat fazlasıdır. Åžu an Dünyaya basıp pompaladığı parasının %90 ının karşılığı yoktur aslında. ABD nin en büyük korkusu, basıp Dünyaya pompaladığı dolarlarının ülkesine geri dönmesidir. Böyle olursa ABD. aşırı kandan ölecektir. Dünyaya o kadar para basıp pompalamıştırki ABD bu ekonomi ile aynı zamanda kendi sonunuda hazırlamaktadır. Bunun yanında AB. de ekonomik olarak dağılmaya mahkumdur. Nedenine gelince, avrupa nın nüfusu hızla yaÅŸlanıyor, doÄŸal kaynakları tükenme noktasına gelmiÅŸtir ve AB. ortak para birimine geçince emisyonunu kaybetmiÅŸtir. Bugün AB.nin en güçlü ekonomisi olan ALMANYA’da iÅŸsizlik son 70 yılın en had safhasına ulaÅŸmıştır. Tüm AVRUPA aynı kaderi paylaşıyor. Ayrıca gençliÄŸi esrar, eroin bataklığındadır. Vatan millet, insan sevgisinden yoksun ahlaksız bir gençlik yetiÅŸmektedir ve bizide kendilerine benzenmek için ellerinden gelen gayreti göstermektedirler. AB nin ömrü en fazla 15 yıldır. Aynı ÅŸekilde ABD de aynı kaderle baÅŸbaÅŸadır. Onun için AVRUPA geleceÄŸinindeki karanlık günlerin farkında olduÄŸu gibi TÜRKİYENİN de geleceÄŸindeki aydınlık günlerin farkındadır. TÜRKİYE genç ve eÄŸitimli nüfusu, çok zengin yer altı ve yer üstü kaynakları hızla artan nüfusu ve en önemlisi MÜSLÜMAN kimliÄŸi ile AB. yi ve ABD yi endiÅŸelendirmektedir. Ayrıca TÜRK coÄŸrafyası dediÄŸimiz ortadoÄŸuda ABD nin AB nin ve İSRAİL in büyük hesapları vardır. ATATÜRK döneminde, kirli hesaplarına ulaÅŸamamışlardır. Örnek verecek olursak savaÅŸtan sonraki ülkenin içler acısı durumunu fırsat bilen ABD.liler ellerinde çantalar dolusu paralar ile gelmiÅŸ burada tarım yapacağız sanayi kuracağız bahaneleri ile bizden toprak satın almaya gelmiÅŸler, ATATÜRK bu tehlikeyi sezerek, çıkardığı bir kanunla vatan toprağının bir karışı bile yabancıya satılamaz demiÅŸtir. Yine ATATÜRK döneminde DÜNYAYA yüzde yüz bizim ürünümüz olan gaz maskeleri satılmıştır. ATATÜRK işçisinden mühendisine kadar Türk damgasını Dünya ya vurmayı amaçlamakta idi. Bunun yanında OSMANLI nın yıkılışına sebep olan, haçlıların OSMANLI topraklarına soktuÄŸu 5000 hacı, hoca, evliya kılıklı ve kur’an-ı çok iyi bilen casuzlar tarafından vehhabilik adında dinimize birtakım sapık inançlar sokuÅŸturmuÅŸlar ile içimize fitne ve fesat sokulmuÅŸ, ARAPLAR OSMANLIYA karşı kışkırtılmış ve OSMANLI İMPARATORLUÄžUNUN çöküşünü saÄŸlamışlardır. ATATÜRK bunları çok iyi biliyordu ve o zamanlarda çıkardığı tekkelerin kaldırılması, hilafetin kaldırılması, CUMHURİYETİN İLANI, laikliÄŸi getirmesindeki asıl amacı hem milletimizin seçme ve seçilme özgürlüğü ile başındaki hükümeti belli bir süre için denemesi hemde ajan din adamlarının devlet yönetimine karışmasının önlenmesi idi. Kimilerinin dediÄŸi gibi ATÜTÜRK müslüman deÄŸildi yalanı çok yanlış ve tehlikeli bir sözdür. Düşünsenize laikliÄŸin olmadığını ve hilafetin kalkmadığını. Elin hoca, evliya kılıklı müslüman kılıklı İNGİLİZİNİN ülkemizi parçalayıcı, bölücü faaliyetler gösterse idi her çıkan kanuna burnunu soksa idi, ortalığı fesata, delalete düşürseydi, bizi EHLİ SÜNNET’TEN uzaklaÅŸtırsaydı. ALLAH muhafaza hem DİNİMİZİ hemde VATANIMIZI kaybederdik. Üstüne üstük kardeÅŸ kanı dökerer. Yine ATATÜRK döneminde bir TÜRK kızını hristiyan yapan bir ABD okulunu duyunca ATATÜRK o okulu derhal kapattırmıştır. Bu arada içimize sokulan bir fesattan daha bahsedeyim. LAİKLİK adına ATATÜRKÇÜLÜK adına baÅŸ örtüsüne karşı yaklaşımlar oluÅŸmuÅŸtur. ATÜTÜRK ün hanımını biliyorsunuz, annesinide biliyorsunuz. Peki dikkat ettinizmi? Annesi ve hanımının resimlerinde hep baÅŸları muntazaman kapalıdır. ATATÜRK döneminden sonra, gelecek nesillere ATATÜRKÇÜLÜĞÜ bir islam düşmanlığı gibi göstererek Türkiye Cumhuriyeti üzerinde AB., ABD ve İSRAİL ürünü parçalama ve yok etme tezgahları içine giriÅŸmiÅŸlerdir. Son hedefleri ise TÜRK ORDUSU dur. TÜRK ORDUSU bu milletin sigortasıdır, bel kemiÄŸidir. Siz bir ülkenin bel kemiÄŸini kırarsanız o ülkeyi parçalamak ve yok etmek çocuk oyuncağı haline gelir. Ülkemiz üzerindeki bu kuÅŸatma yıllardır sabırla uygulanıyor ve gelinen bugünkü nokta ya bakacak olursak. Ülkemiz iç ve dış borçları ve faizi ile 400 milyar doları aÅŸmış durumda, bir başörtüsü sorunu nedeni ile kapanan genç kızlarımız , kadınlarımız ve onların aileleri bu gidiÅŸattan bezmiÅŸ durumda ve çareyi AİHM.de aramaktadırlar. Başörtüsü bizim iç meselemizdir. aile fertleri arasında çıkan sorunlar aile içinde çözülür. insanlarımızı yanlış yönlendirerek düşmanımız üzerinden medet aramaya teÅŸvik etmektedirler. Åžu anda doÄŸu ve güneydoÄŸu da bulunan yaklaşık 3500 ajan kürk, alevi, sünni kardeÅŸlerimizi, yaÅŸanan ekonomik burhanı da fırsat bilerek TÜRKİYE CUMHURİYETİNE karşı kışkırtmakta ülkemize saldıkları PKK. Belasının yanıda kimlik tartışmasınıda gündeme getirerek ortalığı karıştırmaya, milletimizi parça parça bölmeye çalışmaktadırlar. Bu tezgaha, OSMANLI döneminde vehhabilikle kuranlar ÅŸimdi isim deÄŸiÅŸikliÄŸi ile NURCULUK adında çıkardıkları MÜSLÜMAN TÜRK evladını hristiyanlaÅŸtırma oyununu da katmışlardır. NURCULARIN son tiyatroları ise BİZ BİR HRİSTİYAP PAPAZI ZİYARETE GİTTİK. NAMAZ VAKTİ GELDİ. PAPAZDA BİZİ BİR ODAYA GETİRDİ. GÖRDÜKKİ MEÄžERSE PAPAZDA GİZLİ MÜSLÜMANMIÅž. Masalları ile halkımızı dinden imandan çıkarmaya ve PAPAZ sevgisini yaymaya çalışmakadırlar. Gelelim siyasilerimize bu zamana kadar ne yaptılar BİZE ECDADIMIZIN CANINI FEDA EDEREK, ÅžEHİT OLARAK- GAZİ OLARAK EMANET ETTİKLERİ VATAMIZA nasıl sahip çıktılar, nasıl yönettiler. Halkımızı, TÜRK DÜŞMANI, İSLAM DÜŞMANI ve BU TOPRAKLARDA GÖZÜ OLAN, BAÅž DÜŞMANIMIZ OLAN. ABD ye AB. ye sevdirmeye, bunun yanında ÅžANLI TÜRK İSLAM TARİHİMİZİ karalamaya adeta BİZLERİ OSMANLIYI KARALAYARAK, torunu olduÄŸumuzu unutturacakmışcasına bu ülkeyi idare ettiler, (BAZILARI İSTİSNA). Son hükümete bakıyoruz TÜRKİYE CUMHURİYETİ tarihinde halkımız hiç bu kadar uyutulmamıştır. Ülkemiz adeta yabancılara parsel parsel satışa çıkarılmış, borç üç yılda 200 milyar dolardan 400 milyar doları aÅŸmış, iÅŸsizlik 10 milyonu aÅŸmış, tarım kesimi çökertilmiÅŸtir. Mersinde bir çiftçi Sayın BaÅŸbakana derdini anlatmak isterken, baÅŸbakandan hiç beklemediÄŸi bir cevabı almış (ANANI ALDA GİT) ve mahkemeye verilmiÅŸtir.Bunlar çulsuz bir AB. ne girme bahanesi için yapılması ayrı bir konudur. Ekonomi çok iyi, süper gidiyor yalanları ile bu noktaya gelinmiÅŸtir. Bu noktada yıllardır bir ismi takip ediyorum. Bu kiÅŸi ülkemiz üzerine oynanan oyunları ve izlenmesi gereken siyasi ve ekonomik yolu yıllardır iktidardan muhalefetine seslendi durdu. Onun yıllar önce tesbit ettiÄŸi gerçekler bugün gün yüzüne çıkmaya baÅŸladı. Ben siyaseti sevmem ancak çünkü siyasiler çok ÅŸeylere söz verirler iktidara gelince söylediklerinin 10 da 9 unu unuturlar ve hepsininde çizgisi aynıdır AB.ye girmek.Birisi çıktı ve dağılan zihnimizi, fikrimizi, inancımızı tekrar toparladı, bizi bize tanıttı, TÜRKLÜĞÜMÜZÜ bize yeniden hatırlattı. Dostumuzu düşmanımızı unutmamayı, uyanık ve akıllı olmayı anlattı ve TÜRK MİLLETİNİ ayaÄŸa kaldıracak, AB. yenire BÜYÜK TÜRK BİRLİĞİ ele yeniden OSMANLI özlemini gerçekleÅŸtirecek. AVRUPANIN, ABD.nin içimizde uyuttuÄŸu ve hiçbir zaman uyanmasını istemediÄŸi o OSMANLI TÜRK ruhunu tekrar dirilten ve bunun yolunun önce EKONOMİK BAÄžIMSIZLIKTAN geçtiÄŸini bizlerin, adeta servet üzerinde oturan dilenci konumunda olduÄŸumuzu bize hatırlatıyor. İSTANBUL ve BAKÜ MİLLİ EKONOMİ MODELİ KONGRELERİ ile TÜRK ve yabancı akademisyenler bu modelin uygulanabilir olduÄŸunu ve bir an önce hayata geçirilmesini istemektedirler. İlk etapta TÜRKİYE de merkez olmak üzere, AZERBAYCAN ve RUSYA da birer ÅŸube kurulması kararlaÅŸtırılmıştır.Åžimdi size soruyorum. Kimimiz fanatik kimimiz deÄŸil, hepimizin bir partisi var, bir çizgisi var buna raÄŸmen biz kimlere oy vermedikki? ANAPlısı, DYPlisi, MHPlisi, SAADETPlisi, …partilerimizi birkereleÄŸine bırakıp bundan önceki koalisyonu iktidara getirmedikmi, ÅŸu anki hükümeti iktidara getirmedikmi? Hatta AKP ye bilerek oy verdik. AKP seçim meydanlarında, ben IMF ve AB. çizgisinden sapma olmadan devam edeceÄŸim demedimi. Bile bile oy verdik. Sonuç ortada. Prof. Dr. Haydar BAÅž ise 10 yıldır 15 yıldır, hatta daha fazla süredir hükümetleri uyardı durdu. Kimse dikkate almadı. Siyasete girmeye mecbur kaldı, çünkü ülkemiz bataklığa düşmüşcesine çırpındıkça batıyor. Prof. Dr. Haydar BAÅž yıllardır söyleyip hükümetlere yaptıramadığı düşüncelerini, ÅŸimdi kendisi yapmak için siyasete girmiÅŸtir. Dikkan edilirse Haydar BAŞ’a siyasete girdikten sonra özellikle MİLLİ EKONOMİ MODELİ KONGRESİNDEN sonra, çeÅŸitli iftira ve karalama olayları baÅŸlamıştır. Bunlar tamamen AB. ABD. ve onun uÅŸağı olan iç basın, yayın organlarının tezgahıdır ve ÅŸuan bunlar ayrı ayrı mahkemeye verilmiÅŸ ve verilmeye devam ediyor. ABD. AB. İSRAİL biliyor ki Haydar BAÅž baÅŸa geçerse ülkemiz üzerindeki çirkin emellerine alet olamayacaklar, ülkemizin yükseliÅŸine engel olamayacaklar. Artık kaybedecek zamanımız kalmamıştır. Bir olup beraber olup bir seferliÄŸine BAÄžIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİ (BPT) ye oy verelim. Yine tekrarlıyorum. Biz kimleri iktidar yapmadıkki? “DoÄŸru söyleyeni dokuz köyden kovarlarâ€? misali yapmayalım.
TUNALIM…

KAYIP TÜRKLER

Mar 30, 2008 - KÜLTÜRÜMÜZ, TARİHİMİZ | yorum yazın

İşte hayatın gerçeği! KAYIP TÜRKLER

TRABLUS - Tarih eğer yazacaksa muhtemelen onlar için “Kayıp Türkler� notunu düşecektir. Kimsenin bilmediği Göçer köyünde yaşayan 3 bin Türkmen, Türkçe öğrenmek için anavatan dedikleri Türkiye’den yardım istiyor. Yıllarca Osmanlıyı beklemişler. Ne gariptir ki Devlet-i Ali Osman-i’nin yıkıldığını ancak 1935’te öğrenmişler.

YeÅŸile bürünmüş aÄŸaçların arasından zor seçiliyor, birbirine yapışık taÅŸ evler… YaklaÅŸtıkça bir Anadolu köyüne geldiÄŸiniz hissine kapılıyorsunuz. Sokaklarda karşılaÅŸtığınız insanların ten rengi sizi bir an için ÅŸaşırtıyor. “Acaba?â€? diye düşünmeye baÅŸladığınız sırada asıl ÅŸaÅŸkına çeviren manzarayla karşılaşıyorsunuz. Köylüler size Anadolu Türkçesi ile “HoÅŸ geldiniz.â€? diyor. Sonra köyün ortasında okul olduÄŸu tabelasından güçbela anlaşılan, sıvaları dökülmüş iki katlı binadan yükselen tiz bir sesle merakınız daha da artıyor: “Ah dedim aÄŸladım. Yaremi baÄŸladım. Egdi yar boynum egdi, hançer yarasındaydı domdom kurÅŸunu degdi. Allah kerim könlüm sendegdi.â€?

Burası Edirne’nin ya da Kars’ın bir köyü değil. Lübnan’la Suriye arasındaki sınırın bittiği yer. Köy halkı ise gözden uzak oldukları için gönülden de uzak kalmış Türkmenler. Daha doğrusu tarih kitaplarında esamisi bile okunmayan “Kayıp Türkler.� Sahi, kim bu Türkler? Bu dar alana nasıl sıkışıp kaldılar?

Göçer (Kwaşra) köyünde yaşayanların hikâyesi oldukça eskiye dayanıyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun üç kıtada hüküm sürdüğü dönemde buraya Anadolu’dan getirilip yerleştirilmişler. Osmanlı getirdi diye dedeleri, orada yaşayan yerli Araplar tarafından “Sultan’ın çocukları� diye karşılanır. Ancak bu itibarlı ve huzurlu günler daha sonra acı bir sona doğru sürüklenir. Osmanlı Devleti gücünü kaybedip Ortadoğu’dan çekilince Türkmenler yalnız kalır. Göçer köylüleri Osmanlı’nın peşinden Anadolu’ya göç etmek ister; ancak bu istekleri gerçekleşmez. 1918’de Fransızlar bugünkü Lübnan topraklarını işgal eder ve Türkmenler Fransız hattını yarıp Anadolu’ya geçemez. Dar alana sıkışıp kalan Türkmenler varlıklarını günümüze kadar sürdürmüşler. İşgal sırasında Fransız askerlerinin dokunmadığı Türkmenlere 1986’da Lübnan’ı işgal eden Suriye de “Osmanlı torunları� oldukları gerekçesiyle ilişmez.

İşgaller ve savaşlardan kurtulan Türkmenler farkında olmadan başka yönleriyle bir yok oluşa doğru sürükleniyor. Bu durumu kavrayan yaşlı Türkmenler anavatanımız dedikleri Türkiye’den “acil� yardım istiyor: “Kültürümüz yok olmadan ne olur bize Türkçe öğretin.� Türkmenler korkularında haksız değil. Çok az kişinin dışında yeni nesil Türkmence bilmiyor. Konuya hassas aileler evlerinde çocuklarına zor da olsa Türkçe öğretmeye çalışıyor. Ancak bu okullarda öğretilen Arapça ve Fransızca karşısında yeterli gelmiyor. Okula giden her çocuk Lübnan’da resmi eğitim dili olan Arapça ve Fransızca’yı gündelik hayatta da kullanıyor. Fransızca şarkı söylüyor, şiirlerini ve mektuplarını Fransızca yazıyorlar. İsimler bile Fransızca yazım biçimi ve okunuşuna göre kullanılıyor. Örneğin 15 yaşındaki Türkmen Yusuf’un adı Youssef olarak yazılıyor ve okunuyor.

Diğer Türkmen köyü artık yok

Trablus’a (Tripoli) bağlı iki Türkmen köyü var; Göçer ve Aydamun. Aydamun Türkmenleri kendi anadilleri olan Türkçe’yi zamanla tamamen unutmuşlar. Bu yetmemiş asıllarıyla birlikte dinlerini de terk etmişler. Şu anda köyde yaşayanların yarısı Müslüman, diğer yarısı ise Hıristiyan inancına sahip. Köyde yaşlılar dahil Türkmence’yi konuşabilen yok. Zaten onlar da artık kendilerini Türkmen olarak pek tanımlamıyorlar. Lübnan’da Türkmen köyü olarak sadece Göçer biliniyor.

Göçer köylülerinde de son yıllarda ciddi bir değişim görülmeye başlanmış. Türkçe’nin Arapça ve Fransızca karşısında direnememesi bir yana yavaş yavaş kültürlerini ve geleneklerini de kaybetmeye başlamışlar. Daha 10 yıl öncesine kadar Göçer köyünde hiçkimse yabancıyla evlenmezken şimdilerde neredeyse her hanede bur tür evliliğe rastlanıyor. Bunlardan biri de Esad ailesi. Bu aileden iki kız, Arap olan komşu köydeki gençerle izdivaç yapmış. Türkmen kızı Duha Esad, Erman Dergiş isimli bir Arapla evli. Bu evliliklerinden bir çocuk dünyaya gelmiş. Duha Esad bir Arapla evli olmasına rağmen çok iyi Türkçe konuşuyor. Esad iki yaşındaki oğluna da Türkçe’yi öğretmeye yemin etmiş. Genç anne Duha Esad evliliğini şöyle anlatıyor: “Allah’a şükür mutlu bir yuvam var. Ben Türkçe’yi ailemden öğrendim. Anadilimi şimdi oğluma öğretiyorum. Bir Arapla evli olabilirim; ama özümü asla eksik etmem.�

Duha Esad’ın kız kardeşi Hanan da bir Arap gençle evliliğe hazırlanıyor. Beyaz tenli, renkli gözlü, kumral saçlı Hanan kendi durumunu anlatırken biraz da acı gerçeğin altını çiziyor: “Ben okula devam edemedim. Her Türkmen kızı gibi benim de ortaokuldan sonra eğitime devam etmem mümkün olmadı. Araplarla evlenmek zorunda kalıyoruz. Köydeki herkes neredeyse akraba olmuş. Türkiye’de olsaydım durum farklı olurdu.�

Okuldan Türkiye’ye selam var

65 yaşındaki Muhamed Hasan Çelem, Hanan’dan farklı düşünmüyor. Ona göre de artık Türkmenler bu bölgede soy anlamında yok oluyorlar. “Köyde kız verecek, kız alacak kimse kalmadı. Herkes daha önce bu işi yapmış. Şimdi mecburen Araplardan kız alınıyor, Araplara kız veriliyor. Ancak biz burada tek bir şey yapabiliriz. O da kendi kültürümüzü, dilimizi, dinimizi çocuklarımıza iyi öğretmeliyiz. Evlendiklerinde de bunu yaşasınlar, çocuklarına aktarsınlar. Başka çözüm yok.� diyor.

“Ah dedim ağladım yaremi bağladım� türküsünü söyleyen 12 yaşındaki Hasan Halit İbrahim, Göçer köyündeki okulda okuyor. Acıklı türküyü sıvası dökülmüş daracık sınıfında haykırırken aslında Türkiye’yi ağıt yaktığını söylüyor: “Türkçe’ye ailemden öğrendim. Çok iyi bilmiyorum. Bu türküyü dedem söylerdi. Ben de canım sıkılınca söylerim, arkadaşlarım da beni dinler. Bu türküyü Türkiye’de yaşayanlar için söylüyorum. Bizim yaramıza derman bulsunlar. Türkçe’yi arkadaşlarım bilmiyor. Ben az biliyorum. Bize yardım etsinler.�

Başı örtülü genç bir kız. İmkanlar elverirse 17 yaşındaki Arife Hanuf önümüzdeki sene liseye gidecek. “Türkiye senin için ne ifade ediyor?� sorusuna Türkmen kızı, diğer arkadaşlarının da duygularına tercümanlık eden bir cevap veriyor: “Hiç bilmesem de görmesem de orası benim anavatanım. Lütfen Türkiye’ye benden ve arkadaşlarımdan selam götürün. Türkmen kardeşlerinizin selamı var deyin.� Arife’nin arkadaşı 16 yaşındaki Ahmet İbrahim de Türkiye hakkında hiçbir şey bilmiyor. İstanbul, İbrahim Tatlıses ve Galatasaray onun için bir anlam ifade etmiyor; çünkü Ahmet Türkiye’yi sadece haritadan biliyor. 14 yaşındaki Yusuf Hayrullah biraz daha şanslı. O dedesi sayesinde Türkiye’yi biraz biliyor. En azından İstanbul’u fotoğraftan görmüşlüğü var. Yusuf’a dedesi Türkiye’yi “vatanımız� olarak öğretmiş. Kadie Muhammed 15 yaşında, Yusuf’la aynı sınıfta okuyor. Bildiği tek Türkçe cümle: “Anavatanımız Türkiye.�



Bir Osmanlı parası


Türkmenlerin elinde bulunan Osmanlı tapu örneği.


Tapu örneği.


Ömer Esad ailesinin kendi kültürünü  kaybetmesini istemiyor. Onun ailesinde herkes Türkmen Türkçe’sini konuşabiliyor


80 yaşındaki Kemal Ali Yusuf.


Köyden bir görüntü


110 yaşındaki Abdullah Hasan “Yıllarca Osmanlı geri gelir diye bekledik. Gelmeyince ağladık� diyor.


Abdullah Hasan Göçer köyünün en yaşlısı.


Göçer Köyü  Belediye Başkanı Muhammed Abdülkadir Abdo, Türkçe’yi цğrenmeleri iзin Türkiye’den kitap ve öğretmen istiyor.

 



Köyden bir Türkmen kadını.


Esad ailesinde herkes Türkçe biliyor.

                                         ömer Esad ailesi ile birlikte.


Göçer köyünden bir görüntü


Türkmen kızların büyük çoğunluğu başını örterek okula gidiyor.


Kadınların giysileri yöreden etkilense de yine yer yer Türk motifleri taşıyor.


Osmanlı tapu belgesi.


Türkmen kızı Hanan Duha komşu köyden bir Arapla gençle evliliğe hazırlanıyor.


Göçer köyünden bir Türkmen kadını.


Renkli giysiler giyen Türkmen kızları yörede zarafet ve güzellikleriyle kendilerinden söz ettiriyorlar

TUNALIM..
Ey Erenler! Akıl fikir eyleyin
Dağlara da duman ne güzel uymuş
Yaradan aşkına şükür eyleyin
Mü’mine de iman ne güzel uymuÅŸ

NASIL BİR LİDER, NASIL BİR POLİTİKA ?..

Mar 16, 2008 - İDEALİMİZ | yorum yazın
 

Küreselleşmenin adeta bir devlet biçimi olduğu günümüzde siyaset anlayışı ve siyasi kimlikleri de buna göre belirlenmekte…
Kaynakları elde etme yarışının yaşandığı bugün, toplu tüfekli savaşların yerini alan globalizm, beyinleri ele geçirerek bu yarışı kazanmaya zemin hazırlamaktadır.
Globalizmin en büyük hedefi, ulus devlettir. Devlet–millet kaynaşmasının halen var olduğu ülkelerde, milli ve manevi beraberlik, globalizmin karşısında varlık mücadelesinin tek yoludur.

ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) çerçevesinde Afganistan’la başlayan sürecini ele alırsak, Afganistan, Irak, Lübnan işgalleri ciddi direnişle karşılanmıştır. Çünkü, milleti var eden benlik şuuru ortadan kaldırıldıktan sonra, BOP harekatı devreye konulmuştur. Irak’ın belli bölgelerinde yapılan küçük çaplı direnişlerin ABD ordusunda verdiği zayiatlara bakarsak ulus devlet fikrinin önemi ve ancak bunu koruyabilen devletlerin–milletlerin ayakta kalabileceği görülecektir.
Öyleyse günümüzde siyasilerin ve özellikle Meclis çatısı altındaki kadroların sahip olması gereken ilk şart milli devleti ayakta tutmaktır. Başka türlü var olmak imkansızdır.
Atatürk’ün hedef olarak gösterdiği “muasır medeniyetler seviyesi� bugün zorla girmeye uğraştığımız AB değil, ulus devleti koruduğumuz, milli ve manevi değerler etrafında kenetlenmiş bir devletin Batı’nın tekniğinden istifade ile onu da geçmesidir.
Bizim ihtiyacımız olan siyasiler Atatürk’ün çizdiği bu çerçeveyi harekete geçirecek, vizyon sahibi kişilerdir, yalnız bugünü değil, on sene sonrasını, 20 sene sonrasını görebilen ve bugünden devleti ve milleti için ona hazırlık yapabilen bir lidere ihtiyacımız vardır.

Bir ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarının o millete ait olduğu muhakkaktır. Kaynaklar savaşının yaşandığı bugün, liderin millete ait olanı milleti için koruması ve onun hizmetine kullanması gerekir. Bu hazineler, ülkeleri dışa bağımlılıktan kurtaracağı gibi, kalkınma için de gereklidir. Unutulmamalıdır ki, ekonomik bağımsızlık da borç almadan ayakları üzerinde durabilen bir devlet anlayışıyla olacaktır.
Millete ait olan tabi ki, yalnızca kaynaklar değildir. Birlik ve beraberlik içinde yaşadığımız vatan toprakları da milletin ortak malıdır. İç ve dış tehlikelere karşı şehit kanıyla alınmış topraklarımızı korumak vizyon sahibi liderin misyonudur.
Devlet —millet kaynaşması; sivil–asker birliğinin temini, izlenmesi gereken ana siyasettir. Etnik ayrımcılığın önü kesilmeli, topyekün birlik mesajı halka verilmelidir.
Ancak bunlar sağlandıktan sonra vatandaşın diğer ihtiyaçları temin edilebilir. Bunları yerine getiren lider, zaten milleti için vardır. Onun dertlerini dert edinir, sorunlarını dinler, isteklerini milletinin taleplerinden  daha fazlasıyla karşılamaya çalışır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk milleti iÅŸte böyle bir lideri hak ediyor. Etrafımıza bakalım. Bu lider belki de çok yakınımızdadır…Saygılarımla..TUNALIM…

KENDİ ELİNLE TESLİM OLMAK…

Mar 16, 2008 - KÜLTÜRÜMÜZ | yorum yazın

 Gençler; Sizlere emanet edilen Cumhuriyet’e sahip çıkınız. Ulusu yönetenlerin sınırlı görüşlerini aşmak sizlerin görevidir!
1183276558 Kurtuluş Savaşı neden yapılmış ki? Cumhuriyeti kurmaya ne gerek vardı? Mondros, Sevr bizleri Avrupa ve Avrupa devletleri ile bütünleştiren, bizi onlarla birleştiren anlaşmalar ve belgeler değil miydi?

Avrupa içimize girmişti. Siyasetiyle, şirketiyle, okullarıyla, gazetecileriyle ve tabii askeriyle… Tam olarak bütünleşmiştik. Elitimiz, siyasetçimiz, iş çevrelerimiz bu bütünleşmeyi büyük ölçüde onaylamışlardı.

 Yabancı orduların askerleri ile futbol maçları yapıyor, turnuvalar düzenliyorduk. Biz Avrupa’ya daha o zaman girmiştik. Elitimiz onlarla daha o zaman iç içe, kucak kucağa oturmuştu. Türkiye bölünmüş de ne olmuş sanki? Ermeni’si, Rum’u ve diğerleriyle gül gibi geçinip gidiyorduk.
Bu bütünleşmeyi bozmaya ne gerek vardı. Hazır bütünleştiğimiz Avrupalıları ülkemizden çıkarmak için onlarla savaşmaya ne gerek vardı? Şikâyet edecek ne vardı ki? Avrupalılar biz ne zarar vermişlerdi ki? Elitimiz memnundu, gerisi de hiç önemli değildi. Köylü, gariban kimin umurundaydı ki?
- Şirketleri buradaydı: Ne güzel, iç ticaretimizi, dış ticaretimizi, dokumamızı, tütünümüzü, gazımızı, elektriğimizi, demiryollarımızı, denizyollarımızı onlar idare ediyorlardı. Bütün bunlar Batılılaşmanın, Avrupalılaşmanın unsurları değil miydi sanki?
Bu Avrupalı ve Batılı şirketleri kovarak suyu, elektriği, gazı, demiryollarını millileştirmeye ne gerek vardı? Daha sonradan özelleştirerek tekrar aynı şirketlere satmaya çalışacağımıza en baştan onlara hiç dokunmamak daha uygun olmaz mıydı?
- Sonra ne gerek vardı Mustafa Kemal ‘in misyoner okullarını kapatmasına, onların faaliyetlerini yasaklamasına? Şimdi teşvik etmiyor muyuz? Devlet liselerini, üniversitelerini bile İngilizce, Fransızca, Almanca dili ve hocalarıyla donatmıyor muyuz?
- Mondros ve Sevr bu bölgeyi ve insanlarını Avrupa’nın ve Amerika’nın himayesi altına bir güzel sokmuştu. Şimdilerde, onların ordularını içimize sokmak için Meclis’lerden karar çıkarmaya çalışıyoruz. Karar çıkmıyor, adamlar bize kızıyorlar. O zaman hazır gelmişler, yerleşmişler; karar çıkartmaya bile gerek yoktu ki.
Gül gibi geçinip gidiyorduk. Esnaf memnun, kiliseler dolu, Avrupa ve Amerika parası akmayacak mıydı? Beyoğlu’nun eğlence yerleri de dahil olmak üzere…

Kim demiş ‘Kurtuluş Savaşı’ diye?

Kim çıkarmış bu Kurtuluş Savaşı’nı? Adamları kovmuşuz, hem de savaşarak. Yalnız askerlerini değil şirketlerini, misyonerlerini, okullarını da göndermişiz. Cumhuriyet diye, bağımsızlık diye, Atatürk ilkeleri diye kopmuşuz Batı’dan.
Utanmadan şirketlerini ve okullarını bile millileştirmişiz. Halbuki biz Tanzimat’la birlikte, Avrupa’yla bütünleşmek için �Gayri millileşmeyi, bir milli politika olarak benimsememiş miydik�?..
Avrupa’yla bütünleşmek istiyorsan ulusal değil �gayri milli� olacaksın.
- Bak, bazı büyük sermaye çevreleri ne güzel söylüyorlar; her şey gayri milli olmalı diyorlar. Mallar dışarıdan gelsin, akıl, kültür ne varsa dışarıdan gelsin. Din, eğitim dışarıdan gelsin demiyorlar mı?
- Bazı tarikatlar da bu görüşü savunmuyorlar mı?
Ulusal bir şey yoktur, bize Avrupa ve Amerika himayesi gerekir demiyorlar mı? Bizim askerlerle olmaz, bize onların askerleri uyar diye düşünmüyorlar mı?
1919-1923 arasında ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarında yaptığımız hataları şimdi düzeltiyoruz.
- Balta Limanı Antlaşması’na rahmet okutan Gümrük Birliği belgeleri imzalıyoruz.
- Avrupa Birliği’ne bir güzel, �tek yanlı bağlanıyoruz� .
- Eğitimimizi gayri milli hale getirip misyoner okullarına destek veriyoruz.
- Türk Hava Yollarımızı, Tekelimizi, denizyollarımızı, sigaramızı, telefonumuzu yeniden yabancı şirketlere teslim ediyoruz. 

- Kısacası yeniden Avrupa’nın ve Amerika’nın himayesi altına giriyoruz. Aynen işgal yıllarında olduğu gibi, aynen Mondros, Sevr yıllarında olduğu gibi Batı ile bütünleşiyoruz.
Evet değerli okurlar bütün bu yazdıklarıma �Bu bir cennet� diyenler var; bu, �Yeniden cehennemin içine girmektir� diye düşünenler var.
Ya siz hangi taraftasınız?

 

Bu yazı, Prof. Manisali’nın “Ya Siz Hangi Taraftasınız” baÅŸlıklı köşe yazısından alınmıştır. 

ABD TEK BAÅžINA BATMIYORKİ!…

Şub 26, 2008 - EKONOMİ | yorum yazın

zalimsultanux6 

  ABD, batıyor. Amerikan ekonomisi nalları dikti, dikiyor.
Tek başına batmıyor ABD.
Ne kadar “stratejik ortakçısı� varsa, hep beraber batıyorlar, hep beraber batacaklar.
Zannediyor musunuz ki, stratejik ortağı AKP’nin yönetimindeki Türkiye rahat olacak… Aldanmayın.
ABD ile AKP de batacak, AKP yönetimindeki, Türkiye de… Tabi diğer stratejik ortaklar da bu batıştan nasibini alacak; bileşik kaplar gibi bunlar.
Türkiye, AKP’den kurtulmadığı müddetçe, çöken ABD ile çökmeye ve batmaya mahkumdur.
Sosyalizmden sonra liberal–kapitalizm de iflas etti; dünya bunu görüyor.
ABD, bugüne kadar çoktan batmış olması lazımdı; lakin stratejik ortakları onu ayakta tuttu.
Hazinelerine “rezerv� diye karşılıksız Amerikan dolarlarını dolduranlar tutmak zorunda kaldı. Onların üzerine doğru yıkılıyor çünkü ABD ekonomisi… Hazinesinde 400 milyar, 500 milyar, 650 milyar dolar hatta daha da fazla karşılıksız Amerikan dolarını “rezerv� diye tutan ülkelerini ahvalini düşünün; ABD ekonomisi çökerken, onlarla beraber çöküyor… Onlar çöküşü ve yıkılışı, ötelemeye ve ertelemeye çalıştılar kendi paçalarını kurtarmak için. Ama nafile… ABD ekonomisi çöküyor. Kapitalizm çöküyor.
ABD, “liberal–kapitalizm rayı�ndan çıktı; ABD öyle göçüyor ki, ne Keynes kaldı ortalıkta, ne Fredman…
Dünya bir taraftan bu çöküşe şahit olurken, o taraftan doğudan yükselen güneşe tutuldu… Dünya bilim adamları ve ekonomistler, BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş beyin Mili Ekonomi Modeli’ni konuşuyor, baş tacı yapıyor.
Kapitalizm ve sosyalizmden kaçan devletler, Milli Ekonomi Modeli’ne sığınıyorlar.
Çağ, artık Milli Ekonomi Modeli çağı…
Darısı, bizim aymazların başına… Darısı, güya Müslüman, Türkçü, Milliyetçi veya Atatürkçü kılığına bürünerek Türkiye’yi çöken Amerika’nın kapı kulu ve IMF’nin dilencisi yapanların başına!
Hafızalarınız tazeleyin, hatırlayıverin; Prof. Dr. Haydar Baş bey, bundan 8–9 sene önce, ABD’nin yakın zamanda çökeceğini ve AB’nin dağılacağını bilimsel gerekçelere ve ekonomi verilerine dayanarak ortaya koydu.
İşte şimdi olan oldu, olacak olan oluyor.
ABD, çırpındıkça batacak, battıkça çırpınacak. Battıkça hırçınlaşacak… Çünkü ABD’nin içine korku düştü, kurt düştü; çatırdıyor.
Mezarlığın ortasından geçen korkak adam misali, korkusunu bastırmak için ıslık çalmayı artıracak.
Büyük Ortadoğu Projesi’ne(BOP) yüklenecek… İsrail, rahat durmuyor çünkü.
Öte yandan Evangelist Bush ile İsrail arasında, BOP kardeşliği var; bu kardeşlik inanç ve ideal kardeşliğidir.
Prof. Dr. J. Nisbitt’in ifadesiyle W. Bush, BOP işini, inancı uğruna uygulamaya koydu, Haçlı seferini ve işgallerini bu inanç ekseninde gerçekleştiriyor.
Bush tamam da, bizimkilere ne oluyor demeyin; onlar da medeniyetleri cemettiler, hepsi cem oldular, aynı “BOP�un stratejik ortaklarıdırlar.
AKP böyle de; CHP, MHP farklı mı?! Geçen günkü yazımda işte bunu sormuştum.
Hiçbir farklı değil… AKP de, CHP de, MHP de aynı değirmene su taşıyorlar; aynı BOP’ta hizmet vermek ve ortakçılık yapmak için can atıyorlar, pazarlıklar yaptılar, yapıyorlar.
CHP’nin Amerika ile olan “at pazarlığı�nı 2003 Eylül’ünde Sedat Ergin ve Yalçın Doğan deşifre ettiler; MHP, DSP ve ANAP’ın Irak’ın işgali karşılığında ABD ile at pazarlığını ANASOL–M hükümetinin Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel itiraf etti.
Doğan ve Ergin’in kaydettiklerine göre, CHP lideri Deniz Baykal, Kemal Derviş’i aracılığıyla Irak işgali ve tezkere katkısı üstüne at pazarlığına soyunuyor… ABD, 6 milyar dolar mı verir, yoksa 10 milyar dolara çıkar mı, araştırması yaptırıyor. Hesap tutturamıyor.
Şimdi Moon seanslarından geçen bu Baykal, hangi akıl ve projeyle Türkiye’ye batmaktan kurtaracak!
Benzer at pazarlığını MHP ve DSP yapıyor. Onlar da sınır ötesine 50 km. girme karşılığında, ABD’nin BOP projesine ve Irak’a müdahaleye kafa sallıyorlar… Ama Bush yönetimi, bu takati kesilmiş ANASOL–M hükümetinde yağ çıkmayacağını anlayınca, Ankara’dakileri kale almıyor, mutabakatı bozuyor. Derviş çomağıyla koalisyon dağılıyor… Ardından ABD’nin İslamcı cilalı stratejik ortağı AKP, hükümete getiriliyor… Bölgede olan oluyor; BOP işgalleri alıp başını gidiyor.
Şimdi bu MHP, bu DSP mi Türkiye’yi BOP’tan kurtaracak, batmaktan kurtaracak… Hangi akıl ile, hangi proje ile, hangi yürek ile…?!
Türkiye’nin tek kurtuluş yolu var; BTP… Bu gerçeği anladık, anladık.
Yok, hala anlamadı isek; o zaman, er veya geç, kafamızı taşlara vura vura, ABD ve IMF ile bata bata, AB ile bölüne bölüne anlayacağız… Tabii, Türkiye ve Türk milleti kalırsa ortada! ..

TUNALIM…

ENTEGRE OLMAKMI?..

Şub 14, 2008 - KÜLTÜRÜMÜZ | yorum yazın
           
Başbakan R.T. Erdoğan Almanya’da, Alman Başbakanı Angele Merker ile birlikte yaptığı basın toplantısında çok manidar ifadeler kullandı; ‘Medeniyetler ittifakının gerçekleşmesi için eğitim, gençlik, medya, göç ve entegrasyon’ ayaklarından bahsetti. Sonra da bu entegrasyonun çerçevesini çizerek Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlarına şu tavsiyelerde bulundu;

– “Dili, ırkı, dini, milliyeti bir tarafa bırakıp insanlık ortak paydasında entegre olunuz�.
– “Buradaki huzurunuz Alman vatandaşlığına entegre olmakla mümkündür�.
– “Şimdiye kadar burada yaşayan 700 bin vatandaşımız Alman vatandaşı oldu, inşallah yakında diğerleri de Alman vatandaşı olur�…                                                                

Bir fikrin -doğru veya yanlış-, bireysel olarak savunulması bir noktaya kadar normal karşılanabilir ancak; bir ülkeyi temsil eden, millet adına konuşan devlet adamının bir fikri veya görüşü ortaya koyarken daha hassas davranması gerektiği kanaatindeyim. Ben bir Müslüman Türk vatandaşı olarak Başbakanın belirttiği düşünceleri asla ve asla kabul etmiyorum. Bu kabullenmeyiş, taşıdığım iman ve aidiyet duygusu ile alakalıdır. Çünkü bir milleti millet yapan; bayrağıdır, dilidir, ırkıdır, dinidir. Bu nasıl bir garip durum ki; milleti millet yapan unsurlardan vazgeçmeyi devletin en resmî ağzı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Başbakanı dillendiriyor..!

Vatandaşlar kendilerine sahip çıkılmasını beklerken; ‘Huzur istiyorsanız Alman vatandaşı olacaksınız’ şeklinde bir ifade ile karşı karşıya kaldı. Canı yanan, milletinin fertlerini kaybeden vatandaşlara moral verilecek cümleler bunlar olmamalıydı. ‘Biz devlet olarak sizin yanınızdayız bütün haklarınızı sonuna kadar savunacağız, sizi kimse yıldırmasın, birlik olun, kuvvetli olun, kendi kimliğinizi ve benliğiniz kaybetmeyin siz bizim kültür elçilerimizsiniz. Türklüğünüzden gurur duyun ve mutlaka benliğinizi, Türklüğünüzü koruyun’ gibi ifadeleri duymak isterlerdi sanırım…
Görünen o ki Sayın Erdoğan, ‘BOP Eş Başkanlık’ görevine bayağı ısınmış ki, insanlıktan nasibi olmayan, vatandaşlarımızı diri yakan barbarların memleketinde, mağdur vatandaşlarımıza; “Dili, ırkı, dini, milliyeti bir tarafa bırakıp insanlık ortak paydasında entegre olunuz. Buradaki huzurunuz, Alman vatandaşlığına entegre olmakla mümkündür� ifadesiyle gurbetçi Türklerin, Almanlar tarafından sindirilmesinin kapısını aralayacak öğütlerde bulunmuştur. Esasen bu cümleler bir tavsiyenin de ötesinde, 22 İslam ülkesine verilecek ev ödevi niteliğinde bir telkindir, BOP paydasında yok oluşun başlangıcıdır.
Ey dindar geçinen hacılar, hocalar, takvacılar..! Dilinizi, ırkınızı, dininizi, milliyetinizi bırakarak Başbakanın tavsiyesine uyarak BOP’a entegre olmaya hazır mısınız..!
UÄŸur Kepekçi-TUNALIM…

GÖZ GÖRMEZSE..! TÜRBAN ÜZERİNE…

Şub 03, 2008 - İNANCIMIZ | yorum yazın
           

İnsanoğlunun görünürdeki baş gözünün dışında mecazi manada da olsa iki gözü daha vardır. Bunlar, basiret gözü ve akıl gözüdür. Bir meselenin gerçek boyutlarıyla anlaşılması, basiret gözünün görmesine bağlıdır. Basiret gözü görenler, yaşanan olayın sadece görünen kısmını değil, perde arkası dediğimiz, hikmetini de görür ve anlar.Akıl gözü gören insanlar, sadece gördükleriyle değil, gördüklerini belli bir ölçü dahilinde değerlendirirler. Bu özelliğe sahip kimseler de görmeyi sadece seyretme boyutundan çıkarıp, değerlendirme boyutunu da yaşarlar. Bu gruba girenler kısmi de olsa gerçekleri görür ve idrak ederler.

Gelelim olaylara baş gözü ile bakanlara; onlar sadece olayın kendi görme alanı içerisinde cereyan eden kısmına bakar ve geçer.Tahlil etme zahmetine bile katlanmazlar. Bu tip insanlar toplumsal olaylarda her zaman için kullanılmaya müsaittirler.  
Türk Milleti’nin tarihini incelediğimiz zaman zorlu günler yaşadığını, genellikle başının sürekli belalarla dolu olduğunu görmekteyiz. Ancak her dönemin zorluklarını aşacak basiret gözü açık bir millet olmuşuz ve her türlü tehlikenin üstesinden gelmişiz. İşgaller görmüşüz, yokluklar görmüşüz, aç kalmışız, ama hiçbir zaman başımız eğik kalmamış, onurlu bir millet olarak her zaman tarihteki yerimizi korumuşuz. Millet olarak verilen mücadelelerle özgürlüğümüze tekrar kavuşmuşuzdur.  
Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra bu duruşumuzu, batı hayranlığı sayesinde kaybetmiş, son kalemiz, misaki milli sınırlarımız, günbegün tehlike çemberine düşürülmüş, millet olarak da gelen tehlikeden haberdar olabilen insan sayımız azalmıştır. 
Yaşadığımız toplumdaki insanları tahlil etmeye kalkıştığımızda; bırakın basiret gözünü, bırakın akıl gözünü, baş gözüyle bile gördüklerini basit bir süzgeçten geçirmekte pek de mahir olmayan insanların çokluğunu görürsünüz. İşte bu toplumla, güçlü ve mutlu yarınlara ulaşmak mümkün değildir.
Toplumlara yön vermeye çalışan, yaşanan olayların boyutlarını anlayan, yarınlarından endişe duyan, toplumsal bilince eren, daha açıkçası basiret gözü açık olan insanların az da olsa varlığı umudumuzdur. Ancak genelleme yaptığımız zaman bu sayısal olarak azın azı konumundadır. Bu azlık asla umutsuzluk olmamalıdır. Yaşadığımız toprakların öz varlığımız olduğunu düşünürsek, her şeye rağmen sahip çıkmak zorunda olduğumuzu idrak ederiz.  Yapılacak iş; bu bilince eren insanların sayısını artırmak, mutlaka doğru adreste ve doğru kimselerle birlikte olmalarını temin etmektir.

 

TÜRBAN ÜZERİNE..

Milletin iradesinden bahsediliyorsa, Türkiye Büyük Millet Meclisinde Türban hakkında yapılmaya çalışılan düzenlemeler gayet doğal karşılanmalıdır. Uzlaşma neticelendiği, gerekli hukuki düzenlemeler yapıldığı taktirde türban meselesinde kısmi bir çözüm sağlanmış olacaktır.
Mecliste yapılan konuşmalarda CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, maalesef uzlaşmaz tavırlar sergilemektedir. Baykal meseleyi sürekli rejim meselesine getirmeye çalışmakta, türbanla birlikte laikliğin ihlal edileceğini savunmaktadır. Mecliste grup toplantısında yaptığı konuşmayı seyrettim, hayretler içinde kaldım. Türban denilen şey neymiş de haberimiz yokmuş… Grup toplantısında Baykal’ın kullandığı ifadelerden bazısını aktaralım;
“Getirilmek istenen, gelen, Anadolu’daki kadınlarımızın yaÅŸmağı, başörtüsü deÄŸildir. Gelen, Arap-Vahabi, Abbasi-Amevi İslam yorumunun, Türkiye’ye yönelik projelerinin bir simgesi olarak, Türkiye’deki iÅŸbirlikçileriyle birlikte Anadolu halkına dayatmaya baÅŸladığı bir yabancı üniformadırâ€?
KonuÅŸmasının ilerleyen bölümünde Türban konusunda; “Hedef laiklik ilkesidir.â€? Tespitini yapmıştır. Bakınız türbanla neler olacakmış; “Sanmayın ki konu sıradan bir kılık kıyafet konusundan ibaret. Bu getirilen düzenleme, sadece üniversitelerde deÄŸil, tüm resmi eÄŸitim sistemi içinde türban denilen, milletimizin, kültürümüzün bir parçası olmayan, dışardan Türkiye’ye belli siyasi amaçlarla dayatılmış olan ithal bir kıyafetin, Türkiye’de devlet sisteminin içine doÄŸru geliÅŸmesinin önünü açmıştırâ€?
Sayın Baykal’ın yaptığı bu tespitler asla gerçeği yansıtmamaktadır. Ben Baykal’ın hiç olmazsa milletimizin dini duygularını, inancını, yani İslam dinini biraz olsun incelemesini, isterdim. CHP ve Baykal hala din handikabından kurtulamamaktadırlar.
CHP ve Baykal, asıl uğraşması gereken;Satılan vatan topraklarını savunma gibi, kamu mallarının özelleştirme adı altında satılmasına engel olmak gibi,  Lozan’ın delinmesine, Sevr’in hortlatılmasına engel olmak gibi, bağımsızlığın ve egemenliğin başka uluslara devri sayılacak olan AB üyeliğine karşı koymak gibi, en önemlisi bizi kökten yok edecek bir proje olan BOP projesiyle mücadele etmek gibi, hayati meseleleri bırakıp da Müslüman kadının en doğal insanlık hakkı olan başörtüsüne karşı ortaya koyduğu tavır pek de yakışık kaçmamaktadır.
Türban yada başörtüsü ile örtünmek; isteyen kadının en doğal hakkıdır ve asla laikliğin ihlali değildir.Bu konuda  Bağımsız Türkiye Partisi(BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, partisinin Başkanlık Divanı toplantısında şu tespitlerde bulunmuştur; “Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik bir hukuk devletidir. Demokratik, laik hukuk devletinde Müslüman dininden mi vazgeçsin? Böyle bir sistemde devlet laiklikten vazgeçmeyecek, Müslüman da dininden vazgeçmeyecek. Peki bu ikisi biraraya nasıl gelecek? O zaman biz bunu ferdin adına yapacağız. Devlet fert adına yapılan bu icraatı, laik kimliğiyle koruyacak. Yani devlet laik olduğu için hem dini, hem de devletin nizamını koruyacak. Laiklik budur.�
“Soruyoruz, başörtülü öğrenci devleti mi temsil ediyor yoksa kendini mi? Cevabı verelim: kendini temsil ediyor. O halde, başörtülü hanım kızımız alelade bir vatandaştır. O halde başını örtmesi devlet adına yapılan icraat değildir. Kendi adına yaptığı, inancından kaynaklanan bir icraattır. Böyle bir icraatla laiklik ihlal edilmez.�
“Devlet başörtülülere bu hakkı tanımak mükellefiyetindedir çünkü bu icraat laiklik ilkesinin bir gereğidir. Devlet başörtülünün hakkını korumakla mükelleftir. Şayet onun hakkını gasp ederse, devlet bu yönüyle laik olmaktan çıkar. Yani laiklik bu yönüyle ihlal edilmiş olur�
Şimdi herkesin bu konuda; daha insancıl, daha demokratik ve daha saygılı tavır sergilemesi gerekmektedir. Çözüm; birlik ve dayanışmadadır.
UÄŸur Kepekçi-TUNALIM…

BATICILIK İFLAS ETMİŞTİR

Oca 26, 2008 - EKONOMİ | yorum yazın

Yıllardır batıcılık felsefesi güden siyasiler kendi öz değerlerini unutup problemlerine çözümleri hep başkalarından, özellikle de batıdan beklemiştir. Sergilediği bu tavrına da bahane olarak; “kendi başımıza kalırsak aç kalırız, işsiz, aşsız kalırız� sözleridir. Aslında bu mantık, küresel güçlerin sindirme taktiklerinden olup, tamamen aldatmacadır. Gerek AB, gerek ABD ile ilişkileri devam ettirirken vatandaşa verilmek istenen mantık da ; “güçlü olmak, milli gelirimizi artırıp zengin olmak, yalnız kalıp kurda kuşa yem olmamak, medeniyetten, ilimden, teknikten, insan haklarından daha fazla istifade etmek dolayısıyla da  güçlünün yanında olmak� düşüncesi olmuştur.

Tarih sahnesinde yerimizi aldığımız günden bu yana biz Türk Milleti’nin başı her zaman belalı olmuştur. Haklı olmak, haklı kalmak, haklının yanında yer almak ve Hakla beraber olmak bizim sevdamız olmuştur. İşte  bundan dolayı da her zaman haksızların hedefi olmuş, bazen kazanmış bazen kaybetmişiz ama yakın tarihimize kadar hiçbir dönemde haksızın yanında yer almamışızdır.
Yakın tarihte Mustafa Kemal Atatürk’ün 1938 de aramızdan ayrılmasıyla birlikte dünyanın dengeleri değişmeye başlamış, birileri yönümüzü batıya doğru sinsi bir şekilde çevirmiş, bundan sonra haklının değil güçlünün yanında yer alma mantığı oluşturulmaya başlamıştır.

Türk Milleti’nin sürekli başının belası olan haçlı batı bu sefer iÅŸlerini daha saÄŸlama almak için, misyonerlik faaliyetlerine ağırlık vermiÅŸ,  onlar asla bizi hoÅŸ görmez iken, hep bize hoÅŸgörüyü tavsiye etmiÅŸler, bu konuda içimizden birilerine hoÅŸgörü ve diyalog fedailiÄŸi görevi vererek, oynadıkları tiyatroyla milletimizin düşünce dünyasını yavaÅŸ yavaÅŸ deÄŸiÅŸtirmiÅŸlerdir.
Hoşgörü fedailerinin görüş ve düşünceleri neticede millete iktidar olmuş ama vaat edilen ne maddi ne manevi rahatlık oluşmadığı gibi, kanla alınmış vatan toprakları satışa çıkarılmış, borç boçla ödenerek borçlar katlanmış, ya da sata sata bu günlere gelinmiştir. 2008 le birlikte AB, ABD ile ilişkilere hız verilmiş, bu yılın AB yılı olacağı peşinen ilan edilmiştir.
Hoşgöre hoşgöre dini  ve milli  ölçümüz, sata sata toprağımız elden gitmeye devam etmektedir. Bu gün gelinen noktada Türk insanı asla mutlu değildir.
İktidarların asıl görevi milletlerine mutlu ve güvenli bir hayat sağlamak olduğuna göre, bu beklentilerin bugüne kadar gerçekleşmemesi bir yana, gerçekleşme ihtimali de gün geçtikçe hayal olmaktadır.

Bu güne kadar batılcık noktasında bu kadar batıya teslim ve yakın olunmadığı halde, örnek alınan batı her yönden batağa saplanmaktadır. Kültürü, dini ve son olarak da ekonomisi batmıştır. Şimdi kendimize şunu sormak hakkımız değil mi; Bu güne kadar batı batı dedik, ne kazandık ne kaybettik? Bırakın basiret gözünü, normal gözle bakmakla bile vereceğimiz cevap herkesinki ile aynıdır; “İflas� ..!
Görünen manzara batıcılık iflas etmiştir… Bütün baskılara, yıldırmalara rağmen, millet olarak; mutlaka milli çözümler bulmak, kendimize dönmek zorundayız. Çözüm çok uzakta değildir. Çözüm; Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Milli Ekonomi Modelindedir�, “Sosyal Devlet, Milli Devlet� projesindedir.

Uğur Kepekçi-TUNALIM..