(IV) MİLLİ EKONOMİ KONGRESİ BURSA’DA YAPILDI..
Nis 21, 2008 - EKONOMİ | yorum yazınÂ
Prof. Dr. Haydar Baş’tan ’’Sosyal Devlet’’ projesi
|
|
|
| Â | |
 ‘Sosyal devlet,milli devlet’![]() 15 ülkeden 100’ü aÅŸkın bilim adamı Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Sosyal Devlet Milli Devletâ€? tezinin Türkiye ve dünya için tek çıkış yolu olduÄŸunu Bursa’dan tüm dünyaya haykırdı. Uluslararası Bağımsız Milli Ekonomi Modeli BirliÄŸi’nin Türk milletinin geçmiÅŸte üç kıtaya hükmettiÄŸi Osmanlı İmparatorluÄŸun merkezi olan Bursa’da tertip ettiÄŸi 4. Uluslararası Sosyal Devlet Milli Devlet Kongresi sona erdi. Bursa’daki tarihi kongreye 15 ülkeden 100’ü aÅŸkın bilim adamı iÅŸtirak etti. Kongreye ilim adamı düzeyinde katılan ülkeler ÅŸunlar; İsviçre, Almanya, Rusya, Estonya, Fransa, Hollanda, Kazakistan, Macaristan, İspanya, Finlandiya, İngiltere, Bosna hersek, Özbekistan, Azerbaycan ve Türkiye. İki günde toplam altı oturum ÅŸeklinde gerçekleÅŸtirilen kongreye tebliÄŸ sunan akademisyenlerin yanında çok sayıda misafir bilim adamı da katıldı. Prof. Dr. BaÅŸ dakikalarca alkışlandı Kapanış konuÅŸması tezin sahibinden Pazar günü kongrenin oturumlarının tamamlanmasından sonra baÅŸlayan Prof. Dr. Baş’ın konuÅŸması kongrenin tüm yorgunluÄŸuna raÄŸmen bilim adamları tarafından ilgiyle sonuna kadar takip edildi. Prof. Dr. Haydar BaÅŸ aynı zamanda kongrenin konu edindiÄŸi “Sosyal Devlet Milli Devletâ€? teziyle ilgili çok geniÅŸ ve çarpıcı bir deÄŸerlendirme yaptı. Kapanış konuÅŸmasında Prof. Dr. Haydar Baş’ın deÄŸindiÄŸi bazı konular ÅŸunlar; İnsanlık aradığını tezimizde bulmuÅŸtur! Sosyal devlet hakları garanti eder! Sosyal devlet ‘alan el deÄŸil veren el’dir! Gerçek sosyal devlet vergi almaz! Kongrede ne dediler? Prof. BaÅŸ kalkınmanın adresini göstermiÅŸtir Prof. Dr. Ömer SaraçoÄŸlu – İstanbul Üniversitesi Sosyal Devlet tezine hayran kaldım Prof. Dr. Metin TULGAR TUNALIM…. |
YAKIN TARİHİMİZİN POLİTİK ANALİZİ
Nis 05, 2008 - TARİHİMİZ | yorum yazın          Sayın misafirim; Elimizi vicdanımıza koyalım ve kendi kendimize samimiyetle ÅŸunu soralım ve düşünelim. özellikle Atatürk dönemi siyasetinden sonra memleketimizde son 25-30 yıl boyunca hükümetlerin izlediÄŸi siyaset ne oldu ? AB. sevdası ve ABD. ye yaranarak siyaset yapma, IMF ye borçlanarak elde edilen para ile ülkeyi kalkındırabileceklerini zannetmeleri. Özal bir zamanlar para basmış ve kullanmıştı. Ancak oda parayı hesapsız basmış, fazla para bastığından ülkemizi yüksek enflasyonla baÅŸbaÅŸa bırakmıştır. Yani ülkeye gerekli kandan fazlasını vermiÅŸtir. Ülkemiz 20 yıla yakın bir süredir senyoraj hakkını kullanmıyor ve ÅŸu an için aylık hesabıyla 25-30 katrilyon yapıyor. Bu miktarın üzerinde para basarsanız iÅŸte o zaman Özalın yaptığı gibi enflasyonu körüklemiÅŸ olursunuz. Åžu unutulmamalıdırki ABD. yani IMF geliÅŸmekte olan ülkelerin senyoraj hakkını elinden almakta, sen kendi paranı basarak kalkınmaya çalışma, ben sana faizle borç para vereyim onunla istediÄŸin gibi kalkınırsın zihniyetine mahkum etmektedir. Bugün ABD dahil geliÅŸmiÅŸ ülkelere bir bakalım, hepsi senyoraj hakkını kullanmaktadır. Peki senyoraj hakkı nedir? Bir ülkede emeÄŸinin, üretiminin karşılığı, piyasada bulunması gereken (basması gereken) paradır. Özellikle ABD. dünyaya IMF yolu ile parasını satmakta yani parasını hem dünya parası yapmakta hemde para sattığı ülkeleri ekonomik olarak kendisine mahkum etmektedir. Bugün ABD 600 milyar dolar bütçe açığı vermektedir. Sebebi ise bastığı para ABD.nin üretimi karşılığı piyasada bulunması gereken para deÄŸil, bunun kat ve kat fazlasıdır. Åžu an Dünyaya basıp pompaladığı parasının %90 ının karşılığı yoktur aslında. ABD nin en büyük korkusu, basıp Dünyaya pompaladığı dolarlarının ülkesine geri dönmesidir. Böyle olursa ABD. aşırı kandan ölecektir. Dünyaya o kadar para basıp pompalamıştırki ABD bu ekonomi ile aynı zamanda kendi sonunuda hazırlamaktadır. Bunun yanında AB. de ekonomik olarak dağılmaya mahkumdur. Nedenine gelince, avrupa nın nüfusu hızla yaÅŸlanıyor, doÄŸal kaynakları tükenme noktasına gelmiÅŸtir ve AB. ortak para birimine geçince emisyonunu kaybetmiÅŸtir. Bugün AB.nin en güçlü ekonomisi olan ALMANYA’da iÅŸsizlik son 70 yılın en had safhasına ulaÅŸmıştır. Tüm AVRUPA aynı kaderi paylaşıyor. Ayrıca gençliÄŸi esrar, eroin bataklığındadır. Vatan millet, insan sevgisinden yoksun ahlaksız bir gençlik yetiÅŸmektedir ve bizide kendilerine benzenmek için ellerinden gelen gayreti göstermektedirler. AB nin ömrü en fazla 15 yıldır. Aynı ÅŸekilde ABD de aynı kaderle baÅŸbaÅŸadır. Onun için AVRUPA geleceÄŸinindeki karanlık günlerin farkında olduÄŸu gibi TÜRKİYENİN de geleceÄŸindeki aydınlık günlerin farkındadır. TÜRKİYE genç ve eÄŸitimli nüfusu, çok zengin yer altı ve yer üstü kaynakları hızla artan nüfusu ve en önemlisi MÜSLÜMAN kimliÄŸi ile AB. yi ve ABD yi endiÅŸelendirmektedir. Ayrıca TÜRK coÄŸrafyası dediÄŸimiz ortadoÄŸuda ABD nin AB nin ve İSRAİL in büyük hesapları vardır. ATATÜRK döneminde, kirli hesaplarına ulaÅŸamamışlardır. Örnek verecek olursak savaÅŸtan sonraki ülkenin içler acısı durumunu fırsat bilen ABD.liler ellerinde çantalar dolusu paralar ile gelmiÅŸ burada tarım yapacağız sanayi kuracağız bahaneleri ile bizden toprak satın almaya gelmiÅŸler, ATATÜRK bu tehlikeyi sezerek, çıkardığı bir kanunla vatan toprağının bir karışı bile yabancıya satılamaz demiÅŸtir. Yine ATATÜRK döneminde DÜNYAYA yüzde yüz bizim ürünümüz olan gaz maskeleri satılmıştır. ATATÜRK işçisinden mühendisine kadar Türk damgasını Dünya ya vurmayı amaçlamakta idi. Bunun yanında OSMANLI nın yıkılışına sebep olan, haçlıların OSMANLI topraklarına soktuÄŸu 5000 hacı, hoca, evliya kılıklı ve kur’an-ı çok iyi bilen casuzlar tarafından vehhabilik adında dinimize birtakım sapık inançlar sokuÅŸturmuÅŸlar ile içimize fitne ve fesat sokulmuÅŸ, ARAPLAR OSMANLIYA karşı kışkırtılmış ve OSMANLI İMPARATORLUÄžUNUN çöküşünü saÄŸlamışlardır. ATATÜRK bunları çok iyi biliyordu ve o zamanlarda çıkardığı tekkelerin kaldırılması, hilafetin kaldırılması, CUMHURİYETİN İLANI, laikliÄŸi getirmesindeki asıl amacı hem milletimizin seçme ve seçilme özgürlüğü ile başındaki hükümeti belli bir süre için denemesi hemde ajan din adamlarının devlet yönetimine karışmasının önlenmesi idi. Kimilerinin dediÄŸi gibi ATÜTÜRK müslüman deÄŸildi yalanı çok yanlış ve tehlikeli bir sözdür. Düşünsenize laikliÄŸin olmadığını ve hilafetin kalkmadığını. Elin hoca, evliya kılıklı müslüman kılıklı İNGİLİZİNİN ülkemizi parçalayıcı, bölücü faaliyetler gösterse idi her çıkan kanuna burnunu soksa idi, ortalığı fesata, delalete düşürseydi, bizi EHLİ SÜNNET’TEN uzaklaÅŸtırsaydı. ALLAH muhafaza hem DİNİMİZİ hemde VATANIMIZI kaybederdik. Üstüne üstük kardeÅŸ kanı dökerer. Yine ATATÜRK döneminde bir TÜRK kızını hristiyan yapan bir ABD okulunu duyunca ATATÜRK o okulu derhal kapattırmıştır. Bu arada içimize sokulan bir fesattan daha bahsedeyim. LAİKLİK adına ATATÜRKÇÜLÜK adına baÅŸ örtüsüne karşı yaklaşımlar oluÅŸmuÅŸtur. ATÜTÜRK ün hanımını biliyorsunuz, annesinide biliyorsunuz. Peki dikkat ettinizmi? Annesi ve hanımının resimlerinde hep baÅŸları muntazaman kapalıdır. ATATÜRK döneminden sonra, gelecek nesillere ATATÜRKÇÜLÜĞÜ bir islam düşmanlığı gibi göstererek Türkiye Cumhuriyeti üzerinde AB., ABD ve İSRAİL ürünü parçalama ve yok etme tezgahları içine giriÅŸmiÅŸlerdir. Son hedefleri ise TÜRK ORDUSU dur. TÜRK ORDUSU bu milletin sigortasıdır, bel kemiÄŸidir. Siz bir ülkenin bel kemiÄŸini kırarsanız o ülkeyi parçalamak ve yok etmek çocuk oyuncağı haline gelir. Ülkemiz üzerindeki bu kuÅŸatma yıllardır sabırla uygulanıyor ve gelinen bugünkü nokta ya bakacak olursak. Ülkemiz iç ve dış borçları ve faizi ile 400 milyar doları aÅŸmış durumda, bir başörtüsü sorunu nedeni ile kapanan genç kızlarımız , kadınlarımız ve onların aileleri bu gidiÅŸattan bezmiÅŸ durumda ve çareyi AİHM.de aramaktadırlar. Başörtüsü bizim iç meselemizdir. aile fertleri arasında çıkan sorunlar aile içinde çözülür. insanlarımızı yanlış yönlendirerek düşmanımız üzerinden medet aramaya teÅŸvik etmektedirler. Åžu anda doÄŸu ve güneydoÄŸu da bulunan yaklaşık 3500 ajan kürk, alevi, sünni kardeÅŸlerimizi, yaÅŸanan ekonomik burhanı da fırsat bilerek TÜRKİYE CUMHURİYETİNE karşı kışkırtmakta ülkemize saldıkları PKK. Belasının yanıda kimlik tartışmasınıda gündeme getirerek ortalığı karıştırmaya, milletimizi parça parça bölmeye çalışmaktadırlar. Bu tezgaha, OSMANLI döneminde vehhabilikle kuranlar ÅŸimdi isim deÄŸiÅŸikliÄŸi ile NURCULUK adında çıkardıkları MÜSLÜMAN TÜRK evladını hristiyanlaÅŸtırma oyununu da katmışlardır. NURCULARIN son tiyatroları ise BİZ BİR HRİSTİYAP PAPAZI ZİYARETE GİTTİK. NAMAZ VAKTİ GELDİ. PAPAZDA BİZİ BİR ODAYA GETİRDİ. GÖRDÜKKİ MEÄžERSE PAPAZDA GİZLİ MÜSLÜMANMIÅž. Masalları ile halkımızı dinden imandan çıkarmaya ve PAPAZ sevgisini yaymaya çalışmakadırlar. Gelelim siyasilerimize bu zamana kadar ne yaptılar BİZE ECDADIMIZIN CANINI FEDA EDEREK, ÅžEHİT OLARAK- GAZİ OLARAK EMANET ETTİKLERİ VATAMIZA nasıl sahip çıktılar, nasıl yönettiler. Halkımızı, TÜRK DÜŞMANI, İSLAM DÜŞMANI ve BU TOPRAKLARDA GÖZÜ OLAN, BAÅž DÜŞMANIMIZ OLAN. ABD ye AB. ye sevdirmeye, bunun yanında ÅžANLI TÜRK İSLAM TARİHİMİZİ karalamaya adeta BİZLERİ OSMANLIYI KARALAYARAK, torunu olduÄŸumuzu unutturacakmışcasına bu ülkeyi idare ettiler, (BAZILARI İSTİSNA). Son hükümete bakıyoruz TÜRKİYE CUMHURİYETİ tarihinde halkımız hiç bu kadar uyutulmamıştır. Ülkemiz adeta yabancılara parsel parsel satışa çıkarılmış, borç üç yılda 200 milyar dolardan 400 milyar doları aÅŸmış, iÅŸsizlik 10 milyonu aÅŸmış, tarım kesimi çökertilmiÅŸtir. Mersinde bir çiftçi Sayın BaÅŸbakana derdini anlatmak isterken, baÅŸbakandan hiç beklemediÄŸi bir cevabı almış (ANANI ALDA GİT) ve mahkemeye verilmiÅŸtir.Bunlar çulsuz bir AB. ne girme bahanesi için yapılması ayrı bir konudur. Ekonomi çok iyi, süper gidiyor yalanları ile bu noktaya gelinmiÅŸtir. Bu noktada yıllardır bir ismi takip ediyorum. Bu kiÅŸi ülkemiz üzerine oynanan oyunları ve izlenmesi gereken siyasi ve ekonomik yolu yıllardır iktidardan muhalefetine seslendi durdu. Onun yıllar önce tesbit ettiÄŸi gerçekler bugün gün yüzüne çıkmaya baÅŸladı. Ben siyaseti sevmem ancak çünkü siyasiler çok ÅŸeylere söz verirler iktidara gelince söylediklerinin 10 da 9 unu unuturlar ve hepsininde çizgisi aynıdır AB.ye girmek.Birisi çıktı ve dağılan zihnimizi, fikrimizi, inancımızı tekrar toparladı, bizi bize tanıttı, TÜRKLÜĞÜMÜZÜ bize yeniden hatırlattı. Dostumuzu düşmanımızı unutmamayı, uyanık ve akıllı olmayı anlattı ve TÜRK MİLLETİNİ ayaÄŸa kaldıracak, AB. yenire BÜYÜK TÜRK BİRLİĞİ ele yeniden OSMANLI özlemini gerçekleÅŸtirecek. AVRUPANIN, ABD.nin içimizde uyuttuÄŸu ve hiçbir zaman uyanmasını istemediÄŸi o OSMANLI TÜRK ruhunu tekrar dirilten ve bunun yolunun önce EKONOMİK BAÄžIMSIZLIKTAN geçtiÄŸini bizlerin, adeta servet üzerinde oturan dilenci konumunda olduÄŸumuzu bize hatırlatıyor. İSTANBUL ve BAKÜ MİLLİ EKONOMİ MODELİ KONGRELERİ ile TÜRK ve yabancı akademisyenler bu modelin uygulanabilir olduÄŸunu ve bir an önce hayata geçirilmesini istemektedirler. İlk etapta TÜRKİYE de merkez olmak üzere, AZERBAYCAN ve RUSYA da birer ÅŸube kurulması kararlaÅŸtırılmıştır.Åžimdi size soruyorum. Kimimiz fanatik kimimiz deÄŸil, hepimizin bir partisi var, bir çizgisi var buna raÄŸmen biz kimlere oy vermedikki? ANAPlısı, DYPlisi, MHPlisi, SAADETPlisi, …partilerimizi birkereleÄŸine bırakıp bundan önceki koalisyonu iktidara getirmedikmi, ÅŸu anki hükümeti iktidara getirmedikmi? Hatta AKP ye bilerek oy verdik. AKP seçim meydanlarında, ben IMF ve AB. çizgisinden sapma olmadan devam edeceÄŸim demedimi. Bile bile oy verdik. Sonuç ortada. Prof. Dr. Haydar BAÅž ise 10 yıldır 15 yıldır, hatta daha fazla süredir hükümetleri uyardı durdu. Kimse dikkate almadı. Siyasete girmeye mecbur kaldı, çünkü ülkemiz bataklığa düşmüşcesine çırpındıkça batıyor. Prof. Dr. Haydar BAÅž yıllardır söyleyip hükümetlere yaptıramadığı düşüncelerini, ÅŸimdi kendisi yapmak için siyasete girmiÅŸtir. Dikkan edilirse Haydar BAŞ’a siyasete girdikten sonra özellikle MİLLİ EKONOMİ MODELİ KONGRESİNDEN sonra, çeÅŸitli iftira ve karalama olayları baÅŸlamıştır. Bunlar tamamen AB. ABD. ve onun uÅŸağı olan iç basın, yayın organlarının tezgahıdır ve ÅŸuan bunlar ayrı ayrı mahkemeye verilmiÅŸ ve verilmeye devam ediyor. ABD. AB. İSRAİL biliyor ki Haydar BAÅž baÅŸa geçerse ülkemiz üzerindeki çirkin emellerine alet olamayacaklar, ülkemizin yükseliÅŸine engel olamayacaklar. Artık kaybedecek zamanımız kalmamıştır. Bir olup beraber olup bir seferliÄŸine BAÄžIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİ (BPT) ye oy verelim. Yine tekrarlıyorum. Biz kimleri iktidar yapmadıkki? “DoÄŸru söyleyeni dokuz köyden kovarlarâ€? misali yapmayalım.
TUNALIM…
KAYIP TÜRKLER
Mar 30, 2008 - KÜLTÜRÜMÜZ, TARİHİMİZ | yorum yazınİşte hayatın gerçeği! KAYIP TÜRKLER
| TRABLUS - Tarih eğer yazacaksa muhtemelen onlar için “Kayıp Türkler� notunu düşecektir. Kimsenin bilmediği Göçer köyünde yaşayan 3 bin Türkmen, Türkçe öğrenmek için anavatan dedikleri Türkiye’den yardım istiyor. Yıllarca Osmanlıyı beklemişler. Ne gariptir ki Devlet-i Ali Osman-i’nin yıkıldığını ancak 1935’te öğrenmişler.
YeÅŸile bürünmüş aÄŸaçların arasından zor seçiliyor, birbirine yapışık taÅŸ evler… YaklaÅŸtıkça bir Anadolu köyüne geldiÄŸiniz hissine kapılıyorsunuz. Sokaklarda karşılaÅŸtığınız insanların ten rengi sizi bir an için ÅŸaşırtıyor. “Acaba?â€? diye düşünmeye baÅŸladığınız sırada asıl ÅŸaÅŸkına çeviren manzarayla karşılaşıyorsunuz. Köylüler size Anadolu Türkçesi ile “HoÅŸ geldiniz.â€? diyor. Sonra köyün ortasında okul olduÄŸu tabelasından güçbela anlaşılan, sıvaları dökülmüş iki katlı binadan yükselen tiz bir sesle merakınız daha da artıyor: “Ah dedim aÄŸladım. Yaremi baÄŸladım. Egdi yar boynum egdi, hançer yarasındaydı domdom kurÅŸunu degdi. Allah kerim könlüm sendegdi.â€? Burası Edirne’nin ya da Kars’ın bir köyü deÄŸil. Lübnan’la Suriye arasındaki sınırın bittiÄŸi yer. Köy halkı ise gözden uzak oldukları için gönülden de uzak kalmış Türkmenler. Daha doÄŸrusu tarih kitaplarında esamisi bile okunmayan “Kayıp Türkler.â€? Sahi, kim bu Türkler? Bu dar alana nasıl sıkışıp kaldılar? Göçer (KwaÅŸra) köyünde yaÅŸayanların hikâyesi oldukça eskiye dayanıyor. Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun üç kıtada hüküm sürdüğü dönemde buraya Anadolu’dan getirilip yerleÅŸtirilmiÅŸler. Osmanlı getirdi diye dedeleri, orada yaÅŸayan yerli Araplar tarafından “Sultan’ın çocuklarıâ€? diye karşılanır. Ancak bu itibarlı ve huzurlu günler daha sonra acı bir sona doÄŸru sürüklenir. Osmanlı Devleti gücünü kaybedip OrtadoÄŸu’dan çekilince Türkmenler yalnız kalır. Göçer köylüleri Osmanlı’nın peÅŸinden Anadolu’ya göç etmek ister; ancak bu istekleri gerçekleÅŸmez. 1918’de Fransızlar bugünkü Lübnan topraklarını iÅŸgal eder ve Türkmenler Fransız hattını yarıp Anadolu’ya geçemez. Dar alana sıkışıp kalan Türkmenler varlıklarını günümüze kadar sürdürmüşler. İşgal sırasında Fransız askerlerinin dokunmadığı Türkmenlere 1986’da Lübnan’ı iÅŸgal eden Suriye de “Osmanlı torunlarıâ€? oldukları gerekçesiyle iliÅŸmez. İşgaller ve savaÅŸlardan kurtulan Türkmenler farkında olmadan baÅŸka yönleriyle bir yok oluÅŸa doÄŸru sürükleniyor. Bu durumu kavrayan yaÅŸlı Türkmenler anavatanımız dedikleri Türkiye’den “acilâ€? yardım istiyor: “Kültürümüz yok olmadan ne olur bize Türkçe öğretin.â€? Türkmenler korkularında haksız deÄŸil. Çok az kiÅŸinin dışında yeni nesil Türkmence bilmiyor. Konuya hassas aileler evlerinde çocuklarına zor da olsa Türkçe öğretmeye çalışıyor. Ancak bu okullarda öğretilen Arapça ve Fransızca karşısında yeterli gelmiyor. Okula giden her çocuk Lübnan’da resmi eÄŸitim dili olan Arapça ve Fransızca’yı gündelik hayatta da kullanıyor. Fransızca ÅŸarkı söylüyor, ÅŸiirlerini ve mektuplarını Fransızca yazıyorlar. İsimler bile Fransızca yazım biçimi ve okunuÅŸuna göre kullanılıyor. ÖrneÄŸin 15 yaşındaki Türkmen Yusuf’un adı Youssef olarak yazılıyor ve okunuyor. DiÄŸer Türkmen köyü artık yok Trablus’a (Tripoli) baÄŸlı iki Türkmen köyü var; Göçer ve Aydamun. Aydamun Türkmenleri kendi anadilleri olan Türkçe’yi zamanla tamamen unutmuÅŸlar. Bu yetmemiÅŸ asıllarıyla birlikte dinlerini de terk etmiÅŸler. Åžu anda köyde yaÅŸayanların yarısı Müslüman, diÄŸer yarısı ise Hıristiyan inancına sahip. Köyde yaÅŸlılar dahil Türkmence’yi konuÅŸabilen yok. Zaten onlar da artık kendilerini Türkmen olarak pek tanımlamıyorlar. Lübnan’da Türkmen köyü olarak sadece Göçer biliniyor. Göçer köylülerinde de son yıllarda ciddi bir deÄŸiÅŸim görülmeye baÅŸlanmış. Türkçe’nin Arapça ve Fransızca karşısında direnememesi bir yana yavaÅŸ yavaÅŸ kültürlerini ve geleneklerini de kaybetmeye baÅŸlamışlar. Daha 10 yıl öncesine kadar Göçer köyünde hiçkimse yabancıyla evlenmezken ÅŸimdilerde neredeyse her hanede bur tür evliliÄŸe rastlanıyor. Bunlardan biri de Esad ailesi. Bu aileden iki kız, Arap olan komÅŸu köydeki gençerle izdivaç yapmış. Türkmen kızı Duha Esad, Erman DergiÅŸ isimli bir Arapla evli. Bu evliliklerinden bir çocuk dünyaya gelmiÅŸ. Duha Esad bir Arapla evli olmasına raÄŸmen çok iyi Türkçe konuÅŸuyor. Esad iki yaşındaki oÄŸluna da Türkçe’yi öğretmeye yemin etmiÅŸ. Genç anne Duha Esad evliliÄŸini şöyle anlatıyor: “Allah’a şükür mutlu bir yuvam var. Ben Türkçe’yi ailemden öğrendim. Anadilimi ÅŸimdi oÄŸluma öğretiyorum. Bir Arapla evli olabilirim; ama özümü asla eksik etmem.â€? Duha Esad’ın kız kardeÅŸi Hanan da bir Arap gençle evliliÄŸe hazırlanıyor. Beyaz tenli, renkli gözlü, kumral saçlı Hanan kendi durumunu anlatırken biraz da acı gerçeÄŸin altını çiziyor: “Ben okula devam edemedim. Her Türkmen kızı gibi benim de ortaokuldan sonra eÄŸitime devam etmem mümkün olmadı. Araplarla evlenmek zorunda kalıyoruz. Köydeki herkes neredeyse akraba olmuÅŸ. Türkiye’de olsaydım durum farklı olurdu.â€? Okuldan Türkiye’ye selam var 65 yaşındaki Muhamed Hasan Çelem, Hanan’dan farklı düşünmüyor. Ona göre de artık Türkmenler bu bölgede soy anlamında yok oluyorlar. “Köyde kız verecek, kız alacak kimse kalmadı. Herkes daha önce bu iÅŸi yapmış. Åžimdi mecburen Araplardan kız alınıyor, Araplara kız veriliyor. Ancak biz burada tek bir ÅŸey yapabiliriz. O da kendi kültürümüzü, dilimizi, dinimizi çocuklarımıza iyi öğretmeliyiz. Evlendiklerinde de bunu yaÅŸasınlar, çocuklarına aktarsınlar. BaÅŸka çözüm yok.â€? diyor. “Ah dedim aÄŸladım yaremi baÄŸladımâ€? türküsünü söyleyen 12 yaşındaki Hasan Halit İbrahim, Göçer köyündeki okulda okuyor. Acıklı türküyü sıvası dökülmüş daracık sınıfında haykırırken aslında Türkiye’yi ağıt yaktığını söylüyor: “Türkçe’ye ailemden öğrendim. Çok iyi bilmiyorum. Bu türküyü dedem söylerdi. Ben de canım sıkılınca söylerim, arkadaÅŸlarım da beni dinler. Bu türküyü Türkiye’de yaÅŸayanlar için söylüyorum. Bizim yaramıza derman bulsunlar. Türkçe’yi arkadaÅŸlarım bilmiyor. Ben az biliyorum. Bize yardım etsinler.â€? Başı örtülü genç bir kız. İmkanlar elverirse 17 yaşındaki Arife Hanuf önümüzdeki sene liseye gidecek. “Türkiye senin için ne ifade ediyor?â€? sorusuna Türkmen kızı, diÄŸer arkadaÅŸlarının da duygularına tercümanlık eden bir cevap veriyor: “Hiç bilmesem de görmesem de orası benim anavatanım. Lütfen Türkiye’ye benden ve arkadaÅŸlarımdan selam götürün. Türkmen kardeÅŸlerinizin selamı var deyin.â€? Arife’nin arkadaşı 16 yaşındaki Ahmet İbrahim de Türkiye hakkında hiçbir ÅŸey bilmiyor. İstanbul, İbrahim Tatlıses ve Galatasaray onun için bir anlam ifade etmiyor; çünkü Ahmet Türkiye’yi sadece haritadan biliyor. 14 yaşındaki Yusuf Hayrullah biraz daha ÅŸanslı. O dedesi sayesinde Türkiye’yi biraz biliyor. En azından İstanbul’u fotoÄŸraftan görmüşlüğü var. Yusuf’a dedesi Türkiye’yi “vatanımızâ€? olarak öğretmiÅŸ. Kadie Muhammed 15 yaşında, Yusuf’la aynı sınıfta okuyor. BildiÄŸi tek Türkçe cümle: “Anavatanımız Türkiye.â€?
TUNALIM.. |
NASIL BİR LİDER, NASIL BİR POLİTİKA ?..
Mar 16, 2008 - İDEALİMİZ | yorum yazın|  |
Küreselleşmenin adeta bir devlet biçimi olduğu günümüzde siyaset anlayışı ve siyasi kimlikleri de buna göre belirlenmekte… ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) çerçevesinde Afganistan’la başlayan sürecini ele alırsak, Afganistan, Irak, Lübnan işgalleri ciddi direnişle karşılanmıştır. Çünkü, milleti var eden benlik şuuru ortadan kaldırıldıktan sonra, BOP harekatı devreye konulmuştur. Irak’ın belli bölgelerinde yapılan küçük çaplı direnişlerin ABD ordusunda verdiği zayiatlara bakarsak ulus devlet fikrinin önemi ve ancak bunu koruyabilen devletlerin–milletlerin ayakta kalabileceği görülecektir. Bir ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarının o millete ait olduğu muhakkaktır. Kaynaklar savaşının yaşandığı bugün, liderin millete ait olanı milleti için koruması ve onun hizmetine kullanması gerekir. Bu hazineler, ülkeleri dışa bağımlılıktan kurtaracağı gibi, kalkınma için de gereklidir. Unutulmamalıdır ki, ekonomik bağımsızlık da borç almadan ayakları üzerinde durabilen bir devlet anlayışıyla olacaktır. |
KENDİ ELİNLE TESLİM OLMAK…
Mar 16, 2008 - KÜLTÜRÜMÜZ | yorum yazın Gençler; Sizlere emanet edilen Cumhuriyet’e sahip çıkınız. Ulusu yönetenlerin sınırlı görüşlerini aşmak sizlerin görevidir!
Kurtuluş Savaşı neden yapılmış ki? Cumhuriyeti kurmaya ne gerek vardı? Mondros, Sevr bizleri Avrupa ve Avrupa devletleri ile bütünleştiren, bizi onlarla birleştiren anlaşmalar ve belgeler değil miydi?
Avrupa içimize girmişti. Siyasetiyle, şirketiyle, okullarıyla, gazetecileriyle ve tabii askeriyle… Tam olarak bütünleşmiştik. Elitimiz, siyasetçimiz, iş çevrelerimiz bu bütünleşmeyi büyük ölçüde onaylamışlardı.
 Yabancı orduların askerleri ile futbol maçları yapıyor, turnuvalar düzenliyorduk. Biz Avrupa’ya daha o zaman girmiştik. Elitimiz onlarla daha o zaman iç içe, kucak kucağa oturmuştu. Türkiye bölünmüş de ne olmuş sanki? Ermeni’si, Rum’u ve diğerleriyle gül gibi geçinip gidiyorduk.
Bu bütünleşmeyi bozmaya ne gerek vardı. Hazır bütünleştiğimiz Avrupalıları ülkemizden çıkarmak için onlarla savaşmaya ne gerek vardı? Şikâyet edecek ne vardı ki? Avrupalılar biz ne zarar vermişlerdi ki? Elitimiz memnundu, gerisi de hiç önemli değildi. Köylü, gariban kimin umurundaydı ki?
- Şirketleri buradaydı: Ne güzel, iç ticaretimizi, dış ticaretimizi, dokumamızı, tütünümüzü, gazımızı, elektriğimizi, demiryollarımızı, denizyollarımızı onlar idare ediyorlardı. Bütün bunlar Batılılaşmanın, Avrupalılaşmanın unsurları değil miydi sanki?
Bu Avrupalı ve Batılı şirketleri kovarak suyu, elektriği, gazı, demiryollarını millileştirmeye ne gerek vardı? Daha sonradan özelleştirerek tekrar aynı şirketlere satmaya çalışacağımıza en baştan onlara hiç dokunmamak daha uygun olmaz mıydı?
- Sonra ne gerek vardı Mustafa Kemal ‘in misyoner okullarını kapatmasına, onların faaliyetlerini yasaklamasına? Şimdi teşvik etmiyor muyuz? Devlet liselerini, üniversitelerini bile İngilizce, Fransızca, Almanca dili ve hocalarıyla donatmıyor muyuz?
- Mondros ve Sevr bu bölgeyi ve insanlarını Avrupa’nın ve Amerika’nın himayesi altına bir güzel sokmuştu. Şimdilerde, onların ordularını içimize sokmak için Meclis’lerden karar çıkarmaya çalışıyoruz. Karar çıkmıyor, adamlar bize kızıyorlar. O zaman hazır gelmişler, yerleşmişler; karar çıkartmaya bile gerek yoktu ki.
Gül gibi geçinip gidiyorduk. Esnaf memnun, kiliseler dolu, Avrupa ve Amerika parası akmayacak mıydı? Beyoğlu’nun eğlence yerleri de dahil olmak üzere…
Kim demiş ‘Kurtuluş Savaşı’ diye?
Kim çıkarmış bu Kurtuluş Savaşı’nı? Adamları kovmuşuz, hem de savaşarak. Yalnız askerlerini değil şirketlerini, misyonerlerini, okullarını da göndermişiz. Cumhuriyet diye, bağımsızlık diye, Atatürk ilkeleri diye kopmuşuz Batı’dan.
Utanmadan şirketlerini ve okullarını bile millileştirmişiz. Halbuki biz Tanzimat’la birlikte, Avrupa’yla bütünleşmek için �Gayri millileşmeyi, bir milli politika olarak benimsememiş miydik�?..
Avrupa’yla bütünleşmek istiyorsan ulusal değil �gayri milli� olacaksın.
- Bak, bazı büyük sermaye çevreleri ne güzel söylüyorlar; her şey gayri milli olmalı diyorlar. Mallar dışarıdan gelsin, akıl, kültür ne varsa dışarıdan gelsin. Din, eğitim dışarıdan gelsin demiyorlar mı?
- Bazı tarikatlar da bu görüşü savunmuyorlar mı?
Ulusal bir şey yoktur, bize Avrupa ve Amerika himayesi gerekir demiyorlar mı? Bizim askerlerle olmaz, bize onların askerleri uyar diye düşünmüyorlar mı?
1919-1923 arasında ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarında yaptığımız hataları şimdi düzeltiyoruz.
- Balta Limanı Antlaşması’na rahmet okutan Gümrük Birliği belgeleri imzalıyoruz.
- Avrupa Birliği’ne bir güzel, �tek yanlı bağlanıyoruz� .
- Eğitimimizi gayri milli hale getirip misyoner okullarına destek veriyoruz.
- Türk Hava Yollarımızı, Tekelimizi, denizyollarımızı, sigaramızı, telefonumuzu yeniden yabancı ÅŸirketlere teslim ediyoruz.Â
- Kısacası yeniden Avrupa’nın ve Amerika’nın himayesi altına giriyoruz. Aynen işgal yıllarında olduğu gibi, aynen Mondros, Sevr yıllarında olduğu gibi Batı ile bütünleşiyoruz.
Evet değerli okurlar bütün bu yazdıklarıma �Bu bir cennet� diyenler var; bu, �Yeniden cehennemin içine girmektir� diye düşünenler var.
Ya siz hangi taraftasınız?
Bu yazı, Prof. Manisali’nın “Ya Siz Hangi Taraftasınız” baÅŸlıklı köşe yazısından alınmıştır.Â
ABD TEK BAÅžINA BATMIYORKİ!…
Åžub 26, 2008 - EKONOMİ | yorum yazın|   ABD, batıyor. Amerikan ekonomisi nalları dikti, dikiyor. Tek başına batmıyor ABD. Ne kadar “stratejik ortakçısıâ€? varsa, hep beraber batıyorlar, hep beraber batacaklar. Zannediyor musunuz ki, stratejik ortağı AKP’nin yönetimindeki Türkiye rahat olacak… Aldanmayın. ABD ile AKP de batacak, AKP yönetimindeki, Türkiye de… Tabi diÄŸer stratejik ortaklar da bu batıştan nasibini alacak; bileÅŸik kaplar gibi bunlar. Türkiye, AKP’den kurtulmadığı müddetçe, çöken ABD ile çökmeye ve batmaya mahkumdur. Sosyalizmden sonra liberal–kapitalizm de iflas etti; dünya bunu görüyor. ABD, bugüne kadar çoktan batmış olması lazımdı; lakin stratejik ortakları onu ayakta tuttu. Hazinelerine “rezervâ€? diye karşılıksız Amerikan dolarlarını dolduranlar tutmak zorunda kaldı. Onların üzerine doÄŸru yıkılıyor çünkü ABD ekonomisi… Hazinesinde 400 milyar, 500 milyar, 650 milyar dolar hatta daha da fazla karşılıksız Amerikan dolarını “rezervâ€? diye tutan ülkelerini ahvalini düşünün; ABD ekonomisi çökerken, onlarla beraber çöküyor… Onlar çöküşü ve yıkılışı, ötelemeye ve ertelemeye çalıştılar kendi paçalarını kurtarmak için. Ama nafile… ABD ekonomisi çöküyor. Kapitalizm çöküyor. ABD, “liberal–kapitalizm rayıâ€?ndan çıktı; ABD öyle göçüyor ki, ne Keynes kaldı ortalıkta, ne Fredman… Dünya bir taraftan bu çöküşe ÅŸahit olurken, o taraftan doÄŸudan yükselen güneÅŸe tutuldu… Dünya bilim adamları ve ekonomistler, BTP Genel BaÅŸkanı Prof. Dr. Haydar BaÅŸ beyin Mili Ekonomi Modeli’ni konuÅŸuyor, baÅŸ tacı yapıyor. Kapitalizm ve sosyalizmden kaçan devletler, Milli Ekonomi Modeli’ne sığınıyorlar. ÇaÄŸ, artık Milli Ekonomi Modeli çağı… Darısı, bizim aymazların başına… Darısı, güya Müslüman, Türkçü, Milliyetçi veya Atatürkçü kılığına bürünerek Türkiye’yi çöken Amerika’nın kapı kulu ve IMF’nin dilencisi yapanların başına! Hafızalarınız tazeleyin, hatırlayıverin; Prof. Dr. Haydar BaÅŸ bey, bundan 8–9 sene önce, ABD’nin yakın zamanda çökeceÄŸini ve AB’nin dağılacağını bilimsel gerekçelere ve ekonomi verilerine dayanarak ortaya koydu. İşte ÅŸimdi olan oldu, olacak olan oluyor. ABD, çırpındıkça batacak, battıkça çırpınacak. Battıkça hırçınlaÅŸacak… Çünkü ABD’nin içine korku düştü, kurt düştü; çatırdıyor. Mezarlığın ortasından geçen korkak adam misali, korkusunu bastırmak için ıslık çalmayı artıracak. Büyük OrtadoÄŸu Projesi’ne(BOP) yüklenecek… İsrail, rahat durmuyor çünkü. Öte yandan Evangelist Bush ile İsrail arasında, BOP kardeÅŸliÄŸi var; bu kardeÅŸlik inanç ve ideal kardeÅŸliÄŸidir. Prof. Dr. J. Nisbitt’in ifadesiyle W. Bush, BOP iÅŸini, inancı uÄŸruna uygulamaya koydu, Haçlı seferini ve iÅŸgallerini bu inanç ekseninde gerçekleÅŸtiriyor. Bush tamam da, bizimkilere ne oluyor demeyin; onlar da medeniyetleri cemettiler, hepsi cem oldular, aynı “BOPâ€?un stratejik ortaklarıdırlar. AKP böyle de; CHP, MHP farklı mı?! Geçen günkü yazımda iÅŸte bunu sormuÅŸtum. Hiçbir farklı deÄŸil… AKP de, CHP de, MHP de aynı deÄŸirmene su taşıyorlar; aynı BOP’ta hizmet vermek ve ortakçılık yapmak için can atıyorlar, pazarlıklar yaptılar, yapıyorlar. CHP’nin Amerika ile olan “at pazarlığıâ€?nı 2003 Eylül’ünde Sedat Ergin ve Yalçın DoÄŸan deÅŸifre ettiler; MHP, DSP ve ANAP’ın Irak’ın iÅŸgali karşılığında ABD ile at pazarlığını ANASOL–M hükümetinin DışiÅŸleri Bakanı Şükrü Sina Gürel itiraf etti. DoÄŸan ve Ergin’in kaydettiklerine göre, CHP lideri Deniz Baykal, Kemal Derviş’i aracılığıyla Irak iÅŸgali ve tezkere katkısı üstüne at pazarlığına soyunuyor… ABD, 6 milyar dolar mı verir, yoksa 10 milyar dolara çıkar mı, araÅŸtırması yaptırıyor. Hesap tutturamıyor. Åžimdi Moon seanslarından geçen bu Baykal, hangi akıl ve projeyle Türkiye’ye batmaktan kurtaracak! Benzer at pazarlığını MHP ve DSP yapıyor. Onlar da sınır ötesine 50 km. girme karşılığında, ABD’nin BOP projesine ve Irak’a müdahaleye kafa sallıyorlar… Ama Bush yönetimi, bu takati kesilmiÅŸ ANASOL–M hükümetinde yaÄŸ çıkmayacağını anlayınca, Ankara’dakileri kale almıyor, mutabakatı bozuyor. DerviÅŸ çomağıyla koalisyon dağılıyor… Ardından ABD’nin İslamcı cilalı stratejik ortağı AKP, hükümete getiriliyor… Bölgede olan oluyor; BOP iÅŸgalleri alıp başını gidiyor. Åžimdi bu MHP, bu DSP mi Türkiye’yi BOP’tan kurtaracak, batmaktan kurtaracak… Hangi akıl ile, hangi proje ile, hangi yürek ile…?! Türkiye’nin tek kurtuluÅŸ yolu var; BTP… Bu gerçeÄŸi anladık, anladık. Yok, hala anlamadı isek; o zaman, er veya geç, kafamızı taÅŸlara vura vura, ABD ve IMF ile bata bata, AB ile bölüne bölüne anlayacağız… Tabii, Türkiye ve Türk milleti kalırsa ortada! .. TUNALIM… |
ENTEGRE OLMAKMI?..
Şub 14, 2008 - KÜLTÜRÜMÜZ | yorum yazın         ![]() |
| Başbakan R.T. Erdoğan Almanya’da, Alman Başbakanı Angele Merker ile birlikte yaptığı basın toplantısında çok manidar ifadeler kullandı; ‘Medeniyetler ittifakının gerçekleşmesi için eğitim, gençlik, medya, göç ve entegrasyon’ ayaklarından bahsetti. Sonra da bu entegrasyonun çerçevesini çizerek Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlarına şu tavsiyelerde bulundu;
– “Dili, ırkı, dini, milliyeti bir tarafa bırakıp insanlık ortak paydasında entegre olunuz�. Bir fikrin -doğru veya yanlış-, bireysel olarak savunulması bir noktaya kadar normal karşılanabilir ancak; bir ülkeyi temsil eden, millet adına konuşan devlet adamının bir fikri veya görüşü ortaya koyarken daha hassas davranması gerektiği kanaatindeyim. Ben bir Müslüman Türk vatandaşı olarak Başbakanın belirttiği düşünceleri asla ve asla kabul etmiyorum. Bu kabullenmeyiş, taşıdığım iman ve aidiyet duygusu ile alakalıdır. Çünkü bir milleti millet yapan; bayrağıdır, dilidir, ırkıdır, dinidir. Bu nasıl bir garip durum ki; milleti millet yapan unsurlardan vazgeçmeyi devletin en resmî ağzı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Başbakanı dillendiriyor..! Vatandaşlar kendilerine sahip çıkılmasını beklerken; ‘Huzur istiyorsanız Alman vatandaşı olacaksınız’ şeklinde bir ifade ile karşı karşıya kaldı. Canı yanan, milletinin fertlerini kaybeden vatandaşlara moral verilecek cümleler bunlar olmamalıydı. ‘Biz devlet olarak sizin yanınızdayız bütün haklarınızı sonuna kadar savunacağız, sizi kimse yıldırmasın, birlik olun, kuvvetli olun, kendi kimliğinizi ve benliğiniz kaybetmeyin siz bizim kültür elçilerimizsiniz. Türklüğünüzden gurur duyun ve mutlaka benliğinizi, Türklüğünüzü koruyun’ gibi ifadeleri duymak isterlerdi sanırım… |
GÖZ GÖRMEZSE..! TÜRBAN ÜZERİNE…
Şub 03, 2008 - İNANCIMIZ | yorum yazın
|
|||||||||||
|
|||||||||||
BATICILIK İFLAS ETMİŞTİR
Oca 26, 2008 - EKONOMİ | yorum yazınYıllardır batıcılık felsefesi güden siyasiler kendi öz değerlerini unutup problemlerine çözümleri hep başkalarından, özellikle de batıdan beklemiştir. Sergilediği bu tavrına da bahane olarak; “kendi başımıza kalırsak aç kalırız, işsiz, aşsız kalırız� sözleridir. Aslında bu mantık, küresel güçlerin sindirme taktiklerinden olup, tamamen aldatmacadır. Gerek AB, gerek ABD ile ilişkileri devam ettirirken vatandaşa verilmek istenen mantık da ; “güçlü olmak, milli gelirimizi artırıp zengin olmak, yalnız kalıp kurda kuşa yem olmamak, medeniyetten, ilimden, teknikten, insan haklarından daha fazla istifade etmek dolayısıyla da  güçlünün yanında olmak� düşüncesi olmuştur.
Tarih sahnesinde yerimizi aldığımız günden bu yana biz Türk Milleti’nin başı her zaman belalı olmuştur. Haklı olmak, haklı kalmak, haklının yanında yer almak ve Hakla beraber olmak bizim sevdamız olmuştur. İşte bundan dolayı da her zaman haksızların hedefi olmuş, bazen kazanmış bazen kaybetmişiz ama yakın tarihimize kadar hiçbir dönemde haksızın yanında yer almamışızdır.
Yakın tarihte Mustafa Kemal Atatürk’ün 1938 de aramızdan ayrılmasıyla birlikte dünyanın dengeleri değişmeye başlamış, birileri yönümüzü batıya doğru sinsi bir şekilde çevirmiş, bundan sonra haklının değil güçlünün yanında yer alma mantığı oluşturulmaya başlamıştır.
Türk Milleti’nin sürekli başının belası olan haçlı batı bu sefer iÅŸlerini daha saÄŸlama almak için, misyonerlik faaliyetlerine ağırlık vermiÅŸ,  onlar asla bizi hoÅŸ görmez iken, hep bize hoÅŸgörüyü tavsiye etmiÅŸler, bu konuda içimizden birilerine hoÅŸgörü ve diyalog fedailiÄŸi görevi vererek, oynadıkları tiyatroyla milletimizin düşünce dünyasını yavaÅŸ yavaÅŸ deÄŸiÅŸtirmiÅŸlerdir.
Hoşgörü fedailerinin görüş ve düşünceleri neticede millete iktidar olmuş ama vaat edilen ne maddi ne manevi rahatlık oluşmadığı gibi, kanla alınmış vatan toprakları satışa çıkarılmış, borç boçla ödenerek borçlar katlanmış, ya da sata sata bu günlere gelinmiştir. 2008 le birlikte AB, ABD ile ilişkilere hız verilmiş, bu yılın AB yılı olacağı peşinen ilan edilmiştir.
Hoşgöre hoşgöre dini ve milli ölçümüz, sata sata toprağımız elden gitmeye devam etmektedir. Bu gün gelinen noktada Türk insanı asla mutlu değildir.
İktidarların asıl görevi milletlerine mutlu ve güvenli bir hayat sağlamak olduğuna göre, bu beklentilerin bugüne kadar gerçekleşmemesi bir yana, gerçekleşme ihtimali de gün geçtikçe hayal olmaktadır.
Bu güne kadar batılcık noktasında bu kadar batıya teslim ve yakın olunmadığı halde, örnek alınan batı her yönden batağa saplanmaktadır. Kültürü, dini ve son olarak da ekonomisi batmıştır. Şimdi kendimize şunu sormak hakkımız değil mi; Bu güne kadar batı batı dedik, ne kazandık ne kaybettik? Bırakın basiret gözünü, normal gözle bakmakla bile vereceğimiz cevap herkesinki ile aynıdır; “İflas� ..!
Görünen manzara batıcılık iflas etmiştir… Bütün baskılara, yıldırmalara rağmen, millet olarak; mutlaka milli çözümler bulmak, kendimize dönmek zorundayız. Çözüm çok uzakta değildir. Çözüm; Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Milli Ekonomi Modelindedir�, “Sosyal Devlet, Milli Devlet� projesindedir.
Uğur Kepekçi-TUNALIM..

alındığında, iktisat literatürüne girmiş olan milli ekonomi modelinin, uluslararası iktisat tezi olarak kabul görmesi tabiidir. Milli ekonomi modelinin bugün dünyanın bütün iktisat sitelerinde yer almış olmasının sebebi, insanlığın aradıklarını bu tezde bulmasıdır.












                                        ömer Esad ailesi ile birlikte.








 